31 Ocak 2008 Perşembe

Unutamadım...


hava ayaz mı ayaz
ellerim ceplerimde
bir türkü tutturmuşum
duyuyorsun değil mi

çalacak bir kapım yok
mutluluğa hasretim
artık sokaklar benim
görüyorsun değil mi

zaman akmıyor sanki
saatler durmuş bugün
sonsuz yalnızlığımda
bir tek sen varsın bugün

ya dön bana artık
duyuyor musun beni
ya çık git dünyamdan
anlıyorsun değil mi

bir resmin kalmış bende
tam ortadan yırtılmış
hani siyah kazaklı
biliyorsun değil mi

gözlerimden süzülen
birkaç damla anıda
senin sıcaklığın var
anlıyorsun değil mi

zaman akmıyor sanki
saatler durmuş bugün
sonsuz yalnızlığımda
bir tek sen varsın bugün

ya dön bana artık
duyuyor musun beni
ya çık git dünyamdan
anlıyorsun değil mi

Bir gün mutlaka #2

Ford Mustang 1966 Model. Allahımmm sana geliyorum. güzelliğe bakın.

İnşallah mutlaka tabi...

Quote

If you live each day as if it was your last, someday you'll most certainly be right.


Her gününü hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.

Sibel Can soyuldu


Çocuklarıyla birlikte Miami'ye giden ünlü sanatçı, kapkaç kurbanı oldu.
---------------------------------------------
Magazinsel haberleri yazmayı sevmem zaten deyineceğim noktanın da magazinsel bir yanı yok. Kapkaç. Miami de, haberi tam okumadım ama Miami de kapkaç. bence bu haberi turizm bakanlığı değerlendirip "Mayemi de bilene kapkaç oluyo, siz turistler korkmayın, orda başınıza geleceğine burda gelsin" diye kampanya yapabilirler.

Not: verdiğim haber linkinde ki fotoğrafa sağ tıklayıp save as yaptığınız zaman fotoğrafın adının "sibelcandiyet" olduğunu göreceksiniz, niye bunu yazıyorum buraya bilmiyorum ama bana komik geldi.

30 Ocak 2008 Çarşamba

Opera Hakan Şükürü bekler

Yarın ki 52. Viyana Opera Balosuna davet edilmiş Kral. Avrupa Kupaları nedeniyle her ülkeden 1 futbolcu davet etmişler. Hakan Şükür'de Türkiyeyi temsilen Viyana'da bulunacak. Operanın dıştan çekilmiş fotoğrafıyla da haberimi bitireyim.

Haberin detayları burdan

Nasıl olur?

Uzun oturdum, kumanda sağ elimde, bira sol, zapp'lıyorum durmadan zap zap. orda bişey yok burda bişey yok mok. biradan bir yudum, zap zap. kapı çaldı, kalkmaya üşendim, ama ayıp olur diye de önce son zapı yaptım sonra biramı masaya koyup şort ve tişörtümle kapıdaki insanı karşıladım. tanımıyorum dedim seni, kimsin sen. elinde bi zarf, uzattı, al abi hayrını gör dercesine bakıp koşa koşa kaçtı velet. 7 bilemedin 7buçuk yaşları civarında olabilir, hayırdır mayırdır dedim açtım. zarfı.
oğlumuz erkan kızımız fatma ile evleniyor, gibisinden bir şey yazıyor kağıtta. güzel pembe karton gibi kağıt. sert. kaliteli maliteli, ama banane? ne erkanı tanırım ne serkanı, fatmayı da tanımam.
erkek tarafında mıyım kız tarafında mı? onu bile bilmiyorum. zaten gitmedim düğüne. ayıp mayıp oldu ama gitmedim gibi.
kandırmışlar beni, ben aslında zaten tanımıyordum ki onları, nasıl kandırmışlar, niye kandırmışlar, kalkıp zap'ı kesip biramı masaya koyup kapıyı açtım halbuki onlar için. aslında onlar da beni tanımıyomuş. bana niye davetiye gelmiş? 1e giden çocuk yanlış kapıyı çalmış olsa gerek. kandırmışlar mı yoksa beni? yoksa ben orda konu mankeni mi olacaktım? basbaya kandırmışlar canım. hakem kandıran futbolcu gibi, seyirci kandıran hakemler bile var, onlara dahada uyuz olmaktayım. Erman gibi, Ahmet gibi, Peruklu Bülent gibi programlarında zapreytingi uğruna varı yok, yoku var etmeleri geldi aklıma. utanıyorum bazen boynumu büküp sağa sola sallanıyorum. hasta yatağında ki ustamı ziyaret etmiş kadar oluyorum. ustam yoktu ama. hiç ustam olmadı benim. ama çırak var. onun da sanırsam mp3 player'ı var. bir dahaki düğünde bende mp3 player la gideceğim. sevmediğim müzikler çalıyor orda. mp3 player a atarım kendi sevdiğim şarkıları.
ama ben bu mp3 playerın taa bi yerine. aldım duruyo öyle. onu yükle bunu şettir. hebele böbele. kullanma kılavuzunu okumam asla. üşenirim. çalıştırmak için play'e basın dediği zaman "sen var beni angutello sanmak?" diye sorarım kılavuza. çözecem ben bu işi. bir şey almaktan nefret ediyorum zaten. düğün hediyesi dahi olsa. ama heves ettim. alayım dedim. düğün hediyesi.
tanımadığım insana bir düğün hediyesi. gecikmiş olsa bile hevesimi şevkimi kırmadan aldım bol kaymaklı ekmek kadayıfı. ama kaymak yokoğluyok. kaymaksız yerler artık. ama ben yedim.
hiç bir şey hediye etmedim. ama ben bu işin peşini bırakmam. bırakmicam.

29 Ocak 2008 Salı

Kurs günlüğüm #1

Kursa dün başladım sonunda, evet dün akşam ilk kurs günümdü. Bilgisayarla ilgili bir kurs. tam içeriği önemli değil. Yalnız herşeyi baştan öğrenmem gerekiyormuş. o yüzden daha mouse tutmayan ellerle aynı kursa gitmeye başladım.
can sıkıntısından kağıt kalem alıp düştüğüm notları geçeyim:


Merhabalar, yeni bir kursa başlamış bulunmaktayım, böböbö bibibi, hatta şu an o kurstayım, ve o kadar gereksizki hamua goyin. bok gereksiz şu an bu satırları yazarken yeni bir şeyi kaçırdım, buna da hamua gayinç.
saat 20:10 - 1 saattir ders görüyorum ve daha bir tarrak anlamadım.
saat 20:17 - okula gitmek istemiyorum
saat 20:20 - 10 dakika sonra ara vermesi lazım ehemehe, oha şimdi ara verdi 15 dk. ama kimse kalkmıyor, kalkın ulan (20:22)
21:25 - vay ak saat geçmiş
21:37 - bitmiyorulan
21:40 - şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek, galatasaray sevgisi, sürecek sonsuza dek
21:43 - hapşüüü - çok yaşa
21:43 - pisi pisi kopatım, billah yaparım, sensiz olamam ben, senden kaçarım
21:45 - ders bittiiiiiiii heayooooo


scanner aldıktan sonra karaladığım kağıdı scan de yaparım canlarım.

Aylar sonra yeniden


ve yarın götüm başım ağrayacak...

Atasözü dediğin böyle olmalıdır

Nereye dönersen dön, kıçın hep arkada kalır...

*Ne kadar dönersen... ve Ne tarafa dönersen... diye de söylendiği olur

Falco - Out Of The Dark

Ich krieg' von Dir niemals genug
Du bist in jedem Atemzug
alles dreht sich nur um Dich
warum ausgerechnet ich?

Zähl die Stunden, die Sekunden,
doch Zeit scheint still zu steh'n
hab' mich geschunden, gewunden
laß' mich geh'n!

Was willst Du noch, willst Du meine Tage zähl'n
warum mußt Du mich mit meiner Sehnsucht quälen
Deine Hölle brennt in mir. Du bist mein Überlebenselexier!
Ich bin zerissen, wann kommst Du meine Wunden küssen?

Out of the dark - hörst Du die Stimme, die Dir sagt
Into the light - I give up and close my eyes
Out of the dark - hörst Du die Stimme, die Dir sagt
Into the light - I give up and you'll waste your tears to the night

Ich bin bereit, denn es ist Zeit
für uns'ren Pakt über die Ewigkeit
Du bist schon da - ganz nah, ich kann Dich spür'n
laß' mich verführ'n, laß' mich entführ'n
heute Nacht zum letzten Mal ergeben Deiner Macht.

Reich mir die Hand mein Leben - nenn' mir den Preis
ich schenk' Dir gestern, heut' und morgen,
dann schließt sich der Kreis
Kein Weg zurück, das weiße Licht kommt näher
Stück für Stück - will mich ergebn
Muß ich denn sterben, um zu leben ???

Out of the dark ...
Out of the dark ...


Artist: Falco
Album: Out of the Dark
Year: 1998
Title: Out Of The Dark

28 Ocak 2008 Pazartesi

Bir gün mutlaka #1

Bungee-Jumping ist für manche Leute der einzige Weg, dass etwas Blut ins Gehirn kommt.

26 Ocak 2008 Cumartesi

Quote: Reservoir Dogs (First lines)



Mr. Brown: Let me tell you what 'Like a Virgin' is about. It's all about a girl who digs a guy with a big dick. The entire song. It's a metaphor for big dicks.
Mr. Blonde: No, no. It's about a girl who is very vulnerable. She's been fucked over a few times. Then she meets some guy who's really sensitive...
Mr. Brown: Whoa, whoa, whoa, whoa, whoa... Time out Greenbay. Tell that fucking bullshit to the tourists.
Joe: Toby... Who the fuck is Toby? Toby...
Mr. Brown: 'Like a Virgin' is not about this nice girl who meets a nice fella. That's what "True Blue" is about, now, granted, no argument about that.
Mr. Orange: Which one is 'True Blue'?
Nice Guy Eddie: 'True Blue' was a big ass hit for Madonna. I don't even follow this Tops In Pops shit, and I've at least heard of "True Blue".
Mr. Orange: Look, asshole, I didn't say I ain't heard of it. All I asked was how does it go? Excuse me for not being the world's biggest Madonna fan.
Mr. Orange: Personally, I can do without her.
Mr. Blue: I like her early stuff. You know, 'Lucky Star', 'Borderline' - but once she got into her 'Papa Don't Preach' phase, I don't know, I tuned out.
Mr. Brown: Hey, you guys are making me lose my... train of thought here. I was saying something, what was it?
Joe: Oh, Toby was this Chinese girl, what was her last name?
Mr. White: What's that?
Joe: I found this old address book in a jacket I ain't worn in a coon's age. What was that name?
Mr. Brown: What the fuck was I talking about?
Mr. Pink: You said 'True Blue' was about a nice girl, a sensitive girl who meets a nice guy, and that 'Like a Virgin' was a metaphor for big dicks.
Mr. Brown: Lemme tell you what 'Like a Virgin' is about. It's all about this cooze who's a regular fuck machine, I'm talking morning, day, night, afternoon, dick, dick, dick, dick, dick, dick, dick, dick, dick.
Mr. Blue: How many dicks is that?
Mr. White: A lot.
Mr. Brown: Then one day she meets this John Holmes motherfucker and it's like, whoa baby, I mean this cat is like Charles Bronson in the 'Great Escape', he's digging tunnels. Now, she's gettin' the serious dick action and she's feeling something she ain't felt since forever. Pain. Pain.
Joe: Chew? Toby Chew?
Mr. Brown: It hurts her. It shouldn't hurt her, you know, her pussy should be Bubble Yum by now, but when this cat fucks her it hurts. It hurts just like it did the first time. You see the pain is reminding a fuck machine what it once was like to be a virgin. Hence, 'Like a Virgin'.
Joe: Wong?

25 Ocak 2008 Cuma

...

Dün akşam, açtım forumu siyah beyaz, kendi kendime dediğim "yine kim..." daha banner falan yok, haber bile yeni alınmış anında kararmış ama forum.
aklımda binbir isim, bir salise içinde belki, futbolculardan yöneticilerden tut ünlü bir kişidir belki diye geçirdim içimden, yoksa bir politikacı mı?.. kim ulan kim??? heyecan yaptım, ama bir şey varmış ki heyecan yaptım, oysa ki forum o kadar çok kararmıştı ki özellikle şu son 1 yıl içinde, hiç birinde heyecanla acaba noldu diye bölümlere topiclere atlamadım ama, hissetim mi yoksa bu sefer farklı bir şey olduğunu??
direk Tribün forumuna bir tık aynı anda televizyon ve haber kanalları hala aklımda ünlü bi tiyatrocu veya belki futbolcu vefat etti gibisinden bir düşünce var.

ve sonra.. "Nam-ı diğer timofte" yazısı.. beynimin içinden yumruklar atılmaya başladı o an, kafamı yarıp rahatlamak istedim, olamaz imkansız daha bugün politize de yazını okudum be timofte.. hayır, kesin eşek şakası falan yapıyolar kendi aralarında yine, aklıma futbolcu timofte gelmiyor bile, o kadar özleşmiştiki Teoman abi timofte nickiyle.. samsunspor dedin mi timofte gelmeye başlamıştı aklıma..

keşke tanışabilseydik, keşke o arabaya binmeseydin.. ......keşke keşke kelimesi var olmasaydı da varsayımlarla yaşamasaydık..

o an aklımda bir soru..
29 yaşında, benden 9 yaş büyük, ama terbiyeli, efendi, hukukçu, çalışmış çabalamış avukat olmuş.. bunun için mi ulan diye sordum durmadan kendime..
ne diye o kadar sınav stresi yaşarsın, ne diye o kadar çabalarsın? tüm gece sordum kendime, sanırsam sabah 4buçuğa karşı anca uyuyabildim, uykumda bile o soruyu sordum kendime. çalışacam. çabalayacağım, ve kahpe kader gelip beni bulacak. ben o kaderi alır evire çevire döverim ulan dedim kendi kendime. ama yok. timofte öyle yapmazdı işte.
örnek alınacak insan timofte..
sorunun cevabını artık biliyorum. çalışmak, efendi olmak, kimseyi kırmamak..
Adam gibi Adam olduğunu zaten tonlarca kez kanıtladın be timofte..
Ölürken bile bizi utandırdın, hepimizi önümüze bakmaya sağladın, sen harbiden büyük bi insanmışın be timofte..
Samsunspor, Anadolu, istanbul, İdeoloji, Sağcı, Solcu.. yüzlerce tartışmaya girip 1 kere mi bilerek kalp kırmaz bir insan? harbiden Helal olsun sana Teoman abi.
harbiden Helal olsun sana...


ayrıca dünkü msn konuşmasına değinmiş roy keane ve laziale, laziale emin ol abartmıyorsun, hatta az bile söylemişin, dün en az 15-20 kişi vardı o konuşmada, normalde msn bende çöker o sayıda, ama dün tıkır tıkır işledi, herkes'te bi telaş, bişey yapma isteği.. laziale sanırsam kanada'dasın okuduğum yaızlarından anladığım kadarıyla, başka yurt dışında olan var mı bilmiyorum, ama yurtdışında olmak daha bi zor bu durumlarda, bugün samsunda olmayı o kadar çok isterdim ki, olmadı, malesef, ama andım olsunki ilk mümkün olduğu gün samsun'a gideceğim, hem hatıra ormanını görürüm, hemde ..... off dilim varmıyor..

Güle güle timofte, Teoman abi...

Güle Güle Timofte (Teoman) Abi...


İsyan ediyorsun.. ne biçim bir olay ulan bu diyosun kendi kendine.. 2-3 saat önce tribundergi de yazısını okuduğun adamın nasıl ölüm haberini alırsın bee?? nasıl olur?

Ölüm harbiden adın kalleş olsun bee..
Mekanın cennet olsun Teoman abi..
Tanıdıklarının başı sağolsun..

24 Ocak 2008 Perşembe

NEFES


‘Nefes’, Bir Yüzbaşının komuta ettiği 40 kişilik bir timin hikayesidir. 2365 metre yükseklikteki “Karabal” tepesinde bulunan bir röle istasyonunu korumakla görevlendirilen bu 40 askerin görevlerini yerine getirirken yaşadıkları acıları, sevinçleri ve yaşam mücadelelerini anlatır.

Yönetmen: Levent Semerci

Senaryo: Hakan Evrensel, M. İlker Altınay, Levent Semerci

Havuz sahibi olamamak

Herşey küçüklükten kalma derler ya (derler mi böyle bir şey bilmiyorum ama böyle bir cümleyle hep söze başlamak istemişimdir) harbiden de öyle.
Ehliyeti alana kadar babam araba kullanırken onu izler, cam kirlendiği zaman silecekleri çalıştırmadan önce su fışkırtıp sonra silecekleri çalıştırmasını beklerdim hep. sileceklerin ilk baştan kuru cam'da vrrzzgt vrrzzgt diye ses çıkarması da ayrı bi zevk katardı işin içine.
Sonra ehliyetim oldu, arabaya bindim ve ilk yaptığım şey o suyu fışkırtmaktı, onu yaptıktan sonra anladım ki aslında o kadar da zevkli bir şey değilmiş, hatta çok dandikmiş, bazen iyi silemeyince de sinirlenme sebebi olabiliyor o adi silecekler, daha düzgün bir şey niye icat edememiş insanoğlu? hatta bazı arabaların (markayı söyleyip reklam yapmak istemiyorum) far'larında bile silecek vardır, çok saçma bulurum, ama düşününce küçükken hepimiz arabanın gözü farlar sanmıyor muyduk? evet, e doğal olarak göze de bir silecek lazım, nasıl biz insanların göz kapağı varsa, Mercedes marka arabaların da silecekleri var gözlerinde.
Aslında çocukken farkında varmak lazımdı bu durumun, yıllar yılı Toys'r'us tan gelen reklam kağıtlarına bakıp özenmedik mi ah şu oyuncak benim olsa diyip? Reklam kağıtları resmen oyuncağımız olmadı mı? benim şahsen reklam kağıtları çocukluğumun en güzel ve en harika oyuncağıydı. çünkü hayal edebiliyordum. asla alınmayacak hediyelere bakıp hayal ediyordum, gözümün önünde sanki o an yaşıyormuşum gibi o hayal ettiğim oyuncakla oynuyordum.
Hangi baba çocuğuna havuz alır ki? benimki de almadı. ama reklam kağıdında ki havuza bakıp benimmişim gibi davranabiliyordum.
Hatta hatırlarım komşular bir gün bahçelerine havuz almış hortumla su dolduruyolardı, bende suyun sesini duyup bizim bahçeden onların bahçeye geçip ellerim pipimin önünde boynum sola doğru yatık masum çocuk duruşu sergiledim, beni de davet ederler diye. davet etmediler ama ben yine de mayomu giyip girdim o havuza.
bi yandan seviniyodum artık havuzumuz var diye, bi yandan da kıskanıyordum. bu havuz bizim bahçede durmalı diye. ama sevincim kıskançlığımın üstündeydi her zaman, hava kötü olduğu günler bunun hesabını arkadaştan soruyoduk mahalle olarak "niye hava kötü lan, kötü havalarda senin havuza giremiyoruz" diye.
hava güzel olduğu zamanlarda ise mahalle de ki tüm çocukların en iyi arkadaşı oluyordu bizim komşu.
İnsanoğlu harbiden aşağılık puşt'tur. çıkarımıza göre davrana davrana zaten sıçtık dünyanın ağzına. küresel ısınmanın sebebi sadece budur. güzel havalarda mahallenin en iyisi olup, kötü havalarda mahallenin lavuğu ilan edilmek'te sadece o havuzu kuran ailesinin ipneliğidir. bize suç bulmasın o adını unutup iki saattir komşu, arkadaş ve lavuk diye hitap ettiğim şahıs.
Seni özlüyorum komşu, acaba hala aynı evde mi yaşıyorsun? bir gün ziyaretine gelirim elbet. elbet.

24 ocak.. 24 ocak...

23 Ocak 2008 Çarşamba

Türk YouTube Kültürü #6

2 gereksiz insanın YouTube'u nasıl işgal ettiğinin resmidir...



Not:

Teoman / İstanbul'da sonbahar

Mevsim rüzgarları ne zaman eserse
O zaman hatırlarım
Çocukluk rüyalarım, şeytan uçurtmalarım

Öper beni annem yanaklarımdan
Güzel bir rüyada
Sanki sevdiklerim hayattalarken hala

Akşama doğru azalırsa yağmur
Kız kulesi ve adalar
Ah burda olsan
Çok güzel hala İstanbul'da sonbahar

Her zaman kolay değil sevmeden sevişmek
Tanımak bir vücudu
Yavaşça öğrenmek, alışmak ve kaybetmek

İstanbul bugün yorgun, üzgün ve yaşlanmış
Biraz kilo almış
Ağlamış yine, rimelleri akıyor

22 Ocak 2008 Salı

Don't Panic, I'm Islamic

Güzel tişört. mankenin meme uçları da baya çıkmış ama he :)

Felsefem

Biz niye okula gideriz? yani nedir bu daha konuşmayı zar zor sökmüşken bize verilen dert ve çile? hepsi ilerde iyi iş sahibi olmamız için.
peki niye iyi iş sahibi olmak isteriz? çok para kazanmak için.
peki niye çok para kazanmak isteriz? herşeyi alabilmemiz için.
niye herşeyi almak isteriz? e ibneyiz o yüzden.
açgözlülüğün anlamı yok. olmamalı.

oysaki ibne olmadan, herşeyi almadan, para kazanmadan, iyi iş sahibi olmadan da rahat yaşanır.
ufak bi tekne yeter, hergün denize açılıp 3-5 balık. ohh şahane valla Niyazi abi.

Göteborg & Ullevi Stadı

Idrottsföreningen Kamraterna Göteborg (IFK Göteborg)
Kapasite: 43.000
Açılış: 29.05.1958

70.586.256

...insan yaşıyormuş güzel memleketimde.

Adrese dayalı nüfus kayıt sistemiyle bu sayıyı ortaya çıkarmışlar. sanki ülkemde herkes kayıtlı da ehemehe. neyse.

yetmişmilyonbeşyüzseksenaltıbinikiyüzellialtı tek yürek euro2008e.

işim yok gücüm yok

dün çok geç yattım, o kadar geç yattım ki erken olmuştu yine.
sabah çok erken kalktım, yani aşağı yukarı aynı saat'te yatıp kalktım.
sonra dışarı çıktım, eve gelip yine yattım.
işim gücüm yok. yattım.
sonra uyandım sanırsam 11 de, telefon çalıyordu.
alo dedim, ama biri şaka yapmıştı galiba.
yine yattım...

uyandım saat 12 de susamıştım.
tuvalete gittim, orda içilebilinecek su bulamadım,
mutfağa gittim, su içtim, odama gittim. yoruldum.
televizyona bakarken uyuya kalmışım..

uyandım saat bilmem kaçta.
uyumak istemedim artık, perdeyi açıp güneşin odamı aydınlatmasını istedim.
hava kara kara bulutlarla kaplıydı, güneş odamı aydınlatamadı.
perdeleri örttüm. televizyonu açtım.

akşam oldu, dışarı çıktım.
eve geldim. yazı yazdım.
ve şimdi yatmaya gidiyorum.
iyi geceler.

Replik "O şimdi Mahkum"

"Bu ülkede nerden baksan 6 milyon içici var... partisini kursan iktidarı sallar..."

Reklamlar #11 / Coppa Cannavaro

21 Ocak 2008 Pazartesi

Street Fighter'da hiç şampiyon olamadım

Game Boy'u icat edenin baya para kazandığı zamanlardı. bende istemiştim, babam sağolsun almıştı. sonra bozuldu. aldığım ilk gün hemde. aslında sonra dan bozulmadı. aldığımda bozuktu. geri götürdü babam. yeni aldı geldi. o oluyodu. ama oyun kasetim yoktu. oynayamadım. ertesi gün gittim eskiciden street fighter oyunu aldım. daha önceleri hep arkadaş'a gittiğimde o oynuyordu, bende çok özeniyordum. ama bana vermiyodu Game Boy'unu. malı kıymetliydi. kimseye vermiyodu. Bencil orosçocuğu. bende aynı oyunu aldım. o gelince ona vermiyecektim. bi gün geldi, hemen koştum çekmecemden game boy'u aldım. açtım ve oynamaya başladım. "o hangi oyun" dedi. Game Boy'un içine gömülmüş, kambur bir şekilde otururken suratımı arkadaşım Gökhan'ın oturduğu yöne doğru çevirip gözlerimi oyundan ayırmadan "striğt faytır olummm" dedim. "o eskidi striğt faytır 2 yi biliyon mu sen" dedi. ben tabi bilmiyordum. "ben bu teknoloji'nin mına koyayım ne çabuk gelişti lan" diyip veryansın ettim. Street fighter'ın bir kaç serisi daha çıktı ondan sonra.
ben tabi hiç birini almadım. bence saçmaydı. sonuçta aynı karakterlerle oynuyodun. aduket bile değişmemişti. sadece icat eden lavuk daha çok para kazanmak için durmadan yeni sürümünü geliştiriyordu.
Ben ilk street fighter oyunuma sadık kaldım. evde, okulda, park'ta, tuvalet'te hep yanımdaydı hep oynuyodum. arada pili bitiyodu. park'ta top oynayan çocuklara doğru boş pilleri atıp "yabancı maddeğğğ yabancı maddeleeeğğğr yağıyor sahaya" diye espri yapmaya çalışyodum. tabi hiç biri gülmüyodu genellikle aralarından biri beni kovalıyodu. Bazen o çocuklar köpekleriyle gelip gövde gösterisi yapıyorlardı. Köpekler artistlik yapıp durmadan havladıkları için o gün bu gündür köpeklerden tırsarım. o yüzden de çocukluğumun çoğu maymun gibi ağaçların tepesinde geçmiştir.
bazen tırmanmak güç oluyodu, ağacın sümükleri mi ne akıyodu böyle yapış yapış iğrenç bir maddeye bulanıyordu elimiz. Sanki çok çalkalanıp açılmış bir kola şişesinden fışkıran ve ele bulaşan kola gibi oluyodu. aynı yapışıklık. tiksiniyordum. hala tiksinirim. o yüzden kolamı çalkalayıp şaka yapmak isteyenlere küfür ederim. öyle şaka mı olur? ortalığı batırmaktan başka bir şey değil. Annem hep kızardı, odanı temizle derdi hep. ama en azından kola dökmüyordum etrafa.
Kemal amca vardı mahallede, ne zaman görsek elinde kutu kola ve çok mutlu bir ifadeyle "selam çocuklar nasılsınız inşallah" derdi. ben hiç anlamazdım bu soruyu, nasılsınız inşallah ne demekti? iyisinizdir inşallah dese tamam'da nasılsınız inşallah ne demek oluyo ki?
işte o Kemal abi bir gün hastaneye kaldırıldı, ziyaretine gittik. hastanede hemşireye kemal abiyi sorduk. önce 4. kata çıkmamızı ve orda sormamızı istedi, 4. kata çıktık, doğumhaneymiş orası. korkup kaçtık tabi. niye korktuğumuzu bilmiyorum. ama kaçtık.
benim çocukluğum zaten hep kaçmakla geçti, okuldan, arkadaşlardan, köpeklerden, doğumhaneden. hep kaçtım. sanırım psikoloji de buna sorunla karşılaşmaktan korkan birey deniliyor.
aslında ben sadece bitmeyen bir pil istiyorum.

Giants Superbowl'da


NFC yi de Giants deplasman'da müthiş geçen bir maçın ardından uzatmalarda kazma Tynes sayesinde kazandılar. 47 yd'lık bir field goal. ki uzatmalara gitme sebebi de Tynes'ın 30küsür yardlık field goal kaçırması sonucundaydı.
Giants hak etti kim ne derse desin, deplasman'da Packers'i elediler. vay anasını bee

Patriots Superbowl'da



AFC şampiyonu New England Patriots, dandik bi maçta 21-12 kazandılar San Diego Chargers a karşı. Şu an Green Bay Packers - New York Giants maçı var, 3-0 Giants önde. inşallah Green Bay Superbowl'a kalır.

20 Ocak 2008 Pazar

Quote

"Seni de Fesbook'a üye yapalım"

Tanışalım mı?

Eskileri anmayı severim.
çoğu tanıdıklarıma sorarım "Ceyms biz nasıl tanıştık?".
hemen büyük bir heyecanla anlatmaya başlarlar.
bende dinlerim, ama pek umursamam.
çünkü hiç ilginç değildir bu hikayeler.
saçma sapan bi tanışıklığa geri varır çoğu.

blogger biz nasıl tanıştık?

19 Ocak 2008 Cumartesi

Cüneyt Koryürek


Blog'u açalı daha 3 ay olmadı, ve kaçıncı ölüm haberi bende bilmiyorum.
2007'de bitse şu yıl dedik, 2008'in de daha pek hayrı olmadı.

1931 - 2008
Rahat uyu Cüneyt Koryürek.

3 şubat şiiri vol.2

3 şubat, 3 şubat..
Beni benden alan tarih
Ne var diye kafa kırdım saatlerce
tuvalete gittim aklıma geldi

3 şubat, 3 şubat..
sabaha kadar cips, bira (alkolsüz bira karaciğere dokunmaz heralde) keyfi
sabaha kadar tek başıma eğlence
it's SUPERBOWL GECESİ

3 Şubat şiiri

Yine öğle saatlerinde uyandım
ama bu sefer heyecanlıydım
bilgisayarın köşesindeki saate çift tıkladım
15 gün sonra 3 şubat, not aldım.

Hemen MSN iletime 15 yazdım
geri sayım yapan kervana katıldım
3 şubatta önemli bir şey mi vardı?
yahu unuttum bilen varsa lütfen hatırlatsın bana lütfen. niye counting down yazdım iletime?

Quote

"Ne? Arılar çiçekleri sikiyor anlamına mı geliyor bu?"

İtiraf #2


İlk para verip aldığım albüm (evet böyle bir deyim çıktı, para verip aldığım albüm, malum para vermeden alınan albümlerde var) Backstreet Boys'un albümüydü. ingilizce anlamıyordum, neden aldım hatırlamıyorum.

18 Ocak 2008 Cuma

Alkole son (mecburen)

Şu yazımda belirttiğim üzere çekap yaptırmaya gitmiştim. Kan sonuçlarım bugün açıklandı, bi kaç kontrolden sonra karaciğerimin ziki tuttuğunu öğrendim. Emin olmak için haftaya yine aynı testleri yaptırcakmışım. bu şu demek oluyorki en az 1 hafta (belki daha fazla) elveda, elveda ve elveda.

Bürokrat olmak lazım

Abi niye bizim bürokrasi işleri böyle yaraktan kürekten dengesiz bir halde yürüyor? Gittim konsolosluğa, orda ki bey amca 11 numaralı odaya git dedi. 11 numara eksik belge yüzünden beni 13 numaraya gönderdi. 13 numaradaki hanım efendi tatlı bir dille eksik olan belgeleri muhtarlıktan alıp fotokopilerini çekip tekrar ona gitmemi istedi. dediğinin aynısını yaptım. muhtarlığa gittim, ama muhtarlık o belgeleri bulamadı, bilgisayarda kayıdım yokmuş, 20 dakika gidiş 20 dakika geliş sonrasında 13 numaradaki hanım efendi tatlı dilini bozup resmen argoya vurdu ve beni tekrar muhtarlığa gitmemi istedi, bende korktum ve koşa koşa gittim muhtara, muhtar yok birader yok desede inatlaştım ve muhtar konsolosuktaki 13 numaralı karıyı aradı (karı diyorum çünkü argo konuştu .rospu) 13 numaradaki o belgelerin muhtarlıkta olmadığını anlayınca beni geri çağırdı, tıngır mıngır geri gittim. 13 numara beni 17 numaraya gönderdi.
17 numara yok birader bende işin olmaz senin sen 16ya git dedi, 16 hayır 17 ye gideceksin diyince bi an gözlerim doldu, ağlar gibi oldum.
17 de tekrar bi 20 dakika sıra bekledikten sonra 17 işlerimi halleti ve beni 1 numaraya gönderdi, 1 numara için 3 kat aşağı inmem gerekiyodu, asansör olmayınca elimdeki mont ve düzinelerce belgeyle birlikte sallana sallana indim 1 numaraya, 1 numara 1 belgenin eksik olduğunu ve 11 numaradan onu almam gerektiğini söyleyince isyan edesim geldi.
11 numara "muuhahaha" diye gülerek bana o belgeyi verdi, yalandan bi "kusura bakma" çekse de ben baktım.
ve tam 4 saatlik bir işlem sonucunda kurtuldum bu eziyetten.
muhtarlıkta olması gereken kağıdı bugün başka bir yerden talep ettim 2 hafta sonra konsolosluğa tekrar gidecem.

Bilgisayar çağındayız be abi, şunları kaydedin hardiskinize.

Değişmedi sevdam

"Arkadaşım" dedim "ben çiyzburger istedim, sen bana hamburger veriyorsun." - "vallahi peynirimiz kalmadı, yoksa biliyosun bizi yani" dedi. Aldım o hamburgeri ve koyuldum yola, sabah yağmur yağdığından dolayı annemin ısrarlarıyla aldığım şemsiye yaklaşık 25 dakikalık faydasından sonra gereksiz bir alet olmuştu elimde. Yağmur dinmiş, bulutlar yok olmuş, güneş iyice ortalığı yakmaya başlamıştı. bir ara güneşlik olarak kullanayım dedim, ama açıkcası utandığımdan kek gibi elimde baston olarak kullanmaya devam ettim şemsiyemi.
Boy uzamasına engel olan en büyük etken orta okul çantalarıydı benim görüşümce, onun yükü kış günü bile çocuğu terletmeye yetiyordu. e bi de hava sıcaktı iyice yenmez olmuştu aslında o hamburger. Elimde şemsiye, okul çantam, montum, ve lastik çizmelerim'le mükemmel bir amele görünümü sergilesemde o hamburgerin keçapının yanaklarıma bulaşması amelelik klasmanında bana ayrı bi konum açıyordu ve tabiki ayrı bir zevk veriyordu.
İşte ilk o gün, peynirsiz çizburger yediğim gün, gördüm seni sevgilim. Aynı ışıklarda bekliyorduk karşıdan karşıya geçmek için.
hatırlarsın belki, mcdonalds'ın ambalaj kağıdıyla yanında suratını temizleyen bir çocuk vardı. sıcaktan montunun önünü açmış, atkısı boyundan uzun olduğu için dizlerine kadar sarkan ve çizmeleriyle bi bataklıkta oynadığı ve çok eğlendiği belli olan bir çocuk vardı.
o çocuk mahalleye yeni taşındığını öğrenince çok sevinmişti. park'ta sen kız arkadaşlarınla dolaşırken o top oynuyodu. kafana futbol topu isabet edip dengeni kaybettiğin ve akabinde düşüp kafanı bank'ın köşesine çarpıp bayıldığın günü hatırlıyor musun sevgilim. işte o topu atan çocuk'la karşıdan karşıya geçerken önünden koşup çizmelerinden sıçarayan suyun suratına denk gelmesine neden olan çocuk aynı çocuktu sevgilim. sadece kendini göstermek istiyordu.
aynı o basket sahasının yanında oturup basket oynayan çocukları izlediğin gün gibi, o günde bir çocuk vardı sahada, oynamıyordu saha kenarında duruyordu, aslında en profesyonel de o giyinmişti, bileklerinde havlu bileklikler, kafasında bilekliklerle aynı model ve marka olan bant, 4 beden büyük gelen 91 numaralı Dennis Rodman forması giymişti. aslında o da oyuna dahildi ama basket oynayan abiler o çocuğa kenarda durup kımıldamamasını emretmişlerdi, sen geldikten sonra kendini göstermek için 3lük çizgisinin yakınlarına gelip topu çalmıştı ve sonra boyalı alana girip cemşat atmak istemişti. hatırlıyo musun sonra noldu sevgilim? o top mahallenin en büyük abisi Güven abinin suratına çarpınca o çocuk senin gözlerin önünde dakikalarca kovalanıp dayak yemişti Güven abi tarafından. işte o çocuk bendim sevgilim.
evet aradan zaman geçti. koltuğunun altına kıstırmış şemsiyesiyle sağa sola sallanarak hızlı hızlı koşan, frikik çekerken Sabri gibi topa vurup kalenin 25 metre üstünden nişan alan, Basketbol potasıyla Güven abinin suratını karıştıran çocuk bendim.
çizmelerin yerini spor ayakkabı, kumaş pantolonun yerini ise kot pantolon aldı, ama hamburger keçapının yanaklara bulaşmasının verdiği zevkin yerini hiç bir şey alamadı be aşkım, o yüzden sakın bir daha "yok ben tokum" diyip bir şey almamazlık ettikten sonra benim hamburgerim'den bir parça almak için kendini parçalama bebeğim. beni terk etsende vermem.

15 Ocak 2008 Salı

Bardağa işeme kültürü

Doktor'a gitmeyi pek sevmem. Üstünü çıkar der korkarım. o buz gibi kalp dinleme aletini sırtıma deydirip öksür der. ehem ehem yaparım sahteden. ve her doktor da anında tehşis koyar. o yüzden korkarım doktorlardan. iki ehem den bu kadar şey anlıyosa valla helal olsun derim.
Bir de bardağa işeme olayı var. idrar'dan tehşis koyuyolar. korkutucu şey bunlar.
Bugün doktor'da bu olayları yapmak zorunda kaldım.
şimdi benim gibi erkek olanlar bilir ki klozeti tutturmak bile zordur. yani en azından ben tutturamam ve hep oturağa işerim. sonra tuvalet kağıdıyla silerim. annem yine de röntgen gözleriyle fark eder. bende azar işitirim.
şimdi klozeti tutturamayan ben ufak bi bardağa nasıl işeyeyim?
-----------------------------------
burdan sonra ayıp şeyler var, 70 yaş civarındakiler okuyabilirler. geri kalanlar okumasın lütfen.
-----------------------------------
bardağı tuttum önüme, kazağımı yukarı çekip çenemle göğüsüm arasında kıstırdım, Pantolon'un düğmelerini çözüp işemeye başladım.
önce herşey yolundaydı, fakat bi süre sonra bardak çok doldu ve napıcağımı bilemedim, panikledim, çiş elime gelince bardağı yere düşürdüm. klozetin içine 1 damla bile çiş gitmedi, hepsi doktorun değerli fayansına döküldü. ve ayakkabılarıma. önce kendimden feci şekilde tiksindim. sonra "olablü olablü" diyip espri yaptım ve gülümsemeye başladım. yeri 2 rulo tuvalet kağıdı harcayarak temizledim. çişli bardağı da yıkadım.
etrafı temizledikten sonra bardağı alıp tekrar işemeyi denedim ama olmadı. çişim yoktu. kendimi kastım kastım toplam 3 damla bişey çıktı son damla da dona damladı. onu gittim doktora verdim.
biraz salak bi bakış sergiledi bana "25 dakikadır içerdesin anca bu kadar mı işedin" dercesine baktı. bende "kolaysa sen işe" dercesine ona geri baktım.

yarın kan tahlillerim gelecek. kan almasıyla birlikte başım dönmeye başladı zaten. bir daha çekap yaptıranın.....

İtiraf #1

İlk okul ve orta okul çocuklarından korkuyorum. Yeni yetişen nesil çok terbiyesiz. İlk okul / Orta okul binalarına gerekmedikçe yaklaşmamak gerek.

14 Ocak 2008 Pazartesi

Unutkanlığın böylesi

Sri Lanka'da mahkemeye çıkarılmaksızın 50 yıldır gözaltında tutulan kişinin geçen hafta 80 yaşında serbest bırakıldığı bildirildi.

D.P. James adlı kişinin avukatı, müvekkilinin 1958 yılının ağustos ayında babasına kesici aletle saldırıp yaraladığı gerekçesiyle gözaltına alındığını, daha sonra akli dengesinin yerinde olup olmadığını anlamak için hastaneye nakledildiğini ve ardından yine hapishaneye döndüğünü ve bu andan itibaren de dosyasının Sri Lanka adli bürokrasisi içinde kaybolup gittiğini açıkladı.

D.P. James'i kefaletle serbest bırakan mahkeme, 'nadir görülen bu üzücü olay' için özür diledi.

Geçen yıl sonunda hastaneye kaldırılan D.P. James'in durumunun dikkati çekmesi üzerine cezaevi yönetiminin araştırmaları sonucu olayın ortaya çıktığı belirtildi.

***

Pardon filmin'de ki gibi olay... yok yok, daha kötü.

50 yıl, dile kolay, sorarlar adama "ağzın dilin yok'muydu birader?"
gerçi adamı konuşursa döverler orda. korkusundan konuşamamıştır da...

yazık.

Golden Globe 2008


Beverly Hills'de bu sene Golden Globe Senarist'lerin Grev'i yüzünden gösterişsiz, şovsuz, tatsız, tutsuz, basit bir şekilde gelip geçti, büyük ihtimal 24 Şubat'ta ki Oscar ödül töreni de öyle olacak. 65. defa düzenlenen Golden Globe ödül töreni ilk defa bu kadar kısa sürmüş (toplam 32 dakika).
Dakika başı bir kazananı basit bir basın toplantısında açıklayıp töreni bitirmişler. Johnny Depp ise gecenin süprizini yapıp en iyi aktör ödülünü kazandı. Sweeney Todd adlı müzikal'de başrolü oynamıştı. En iyi film ödülünü ise Atonement adlı film kazanmış. Bu film'de Keira Knightley de rol almış, ilk defa duydum. izlemem gerek.

Kazananların listesine burdan ulaşabilirsiniz

Reklamlar #10 / Playstation 3

Mushroom Clown

13 Ocak 2008 Pazar

Ayıptır, Yazıktır, Günahtır vol.2


Deli Karpuz Yiyen arkadaşım pası atmış, bana da şutu çekmek düşer.
Malum son zamanlarda İnternet yüzünden pek çok gereksiz karga daha ünlendi.

Ulan madem flamenko mudur çaçaça mıdır her neyse o yaptığın zamazingonun adı. ya o müzik tarzının çıktığı yörenin diliyle yap, yok illa türkçe söylemek istiyorum diyorsan da, dokunma bizim Türkü'lerimize kendi besteni yaz.

hadi onu da geçtim, madem bu besteyi alıyosun, bari düzgün söyle, söylediğinin yarısını anlamıyorum arkadaş.

yanlış bilmiyosam bu Öykü ve Berk ikiz, tek yumurtanıza selamlarımı iletiyorum.

Fuck Off.

Cem Adrian - Yağmur

korkmuyorum artık senden gece
korkmuyorum ben hiç karanlık
üzerime gel istersen
sar beni ben kaçıp gitmem
korkmuyorum artık senden yalnızlık
korkmuyorum hiç korkmuyorum
yüreğime vur istersen
kalmadı hiç kaçıp gitmem

sokaklarda yanımda dolaşan yağmur
geceleri başucumda duran yağmur
avucumda ellerin yerine yağmur
vur yüzüme vur yüzüme
saçlarımda nefesn yerine yağmur
dudağımda dudağın yerine yağmur
gökyüzünden çaresizliğimi yağmur
vur yüzüme vur yüzüme
yağmur..yağmur..yağmur..

korkmuyorum artık senden gece
korkmuyorum ben hiç karanlık
üzerime gel istersen
sar beni ben kaçıp gitmem.
korkmuyorum artık senden yalnızlık
korkmuyorum hiç korkmuyorum
yüreğime vur istersen
kalmadı hiç kaçıp gitmem

sokaklarda yanımda dolaşan yağmur
geceleri başucumda duran yağmur
avucumda ellerin eline yağmur
vur yüzüme vur yüzüme
saçlarımda nefesin yerine yağmur
dudağımda dudağın yerine yağmur
gökyüzünden çaresizliğimi yağmur
vur yüzüme hadi vur yüzüme

daha hızlı yağmur
yağ hadi yağmur
ağlar gibi yağmur
vur yüzüme durma vur yüzüme yağmur
çok üzgünüm çok üzgünüm çok üzdüm yağmur
kaybetmeyecek neyim kaldı ne kaldı yağmur
vur yüzüme hadi vur yüzüme
yağmuuur....
vur yüzüme yağmuuur...
yağ yağmur...
vur yüzüme yağmuuur..

Keira Knightley

Hepimiz Keira Knightley'i büyük ihtimal ilk Karibik Korsanlarında görmüşüzdür, ben onu Bend it like Beckham film'inden biliyorum.
En sevdiğim yabancı aktris'lerdendir.
26.05.85 doğumludur, Teddington/Middlesex/England'lıdır.
Çok güzel yüz hatlarına sahiptir, ve dudakları için kötü laf edeni dövmek gerekir.

Okullu oldum

Okula gitmeyi sevdiğim zamanlardı, evet çok severdim bi dönem okula gitmeyi, sanırsam ilkokul birinci sınıfta ilk 2 haftaydı o dönem. daha fazla değildi. sonra kreş'te ki gibi kafamıza göre takılamayacağımızı anladım. ve nefret etmeye başladım okuldan. o gün bugündür kreş zamanımı özlerim.
Şansa hala fotoğraflar durur kreş zamanından. geçen bi göz atayım dedim, sınıf fotoğrafında, tek tek çekildiğimiz fotoğraflarda felan hep bi kızla yan yanayım. sanırım ilk kız arkadaşımdı o. güzel kızmış aslında. işte okulun yan etkilerinden biri. iki sevgiliyi ayırdı adi okul.
ilk okulu bitirdim orta okulu bitirdim. ama sorsanız enis 1 işlem yap. yapamam. geçen 219u 12 ye bölecektim. beceremedim. sonra kafamda 12-24-36-48 diye diye toplaya toplaya saydım ve öyle çözdüm.
evet boşu boşuna yıllarımı okula harcamışım. tek öğrendiğim şey yazı yazmak. onun içinde 12 yıl feda etmişiz. vah yazık bu dünyanın düzenine.

ilk okul zamanlarımı hayal meyal hatırlarım mesela, orda da bi kız vardı, onunda adını unuttum. ama bi kere öğle tatilinde gelip bana sarılmıştı, bende utanıp "deaaa yürü get laaa" demiştim.
o zamanlar çünkü okulda öğle tatilinde eve gelip çantayı yere atıp dışarı çıkıp delikanlı arkadaşlarımızla futbol oynardık sokakta. kızları falan kovalayıp saçlarını çekerdik. delikanlıyı bozardı bi kızla birlikte olmak.
ilk okul'da sınıfta sadece 13 kişi var diye tüm delikanlı adamlar tek oturmak zorunda kalıyolardı. kızlar yanyana oturabilir. ama erkekler tek tek oturmalı diye kural koymuştu öğretmenimiz.
çünkü böylelikle uyuşturucu ve silah kaçakçılığına son vereceğini düşünüyordu.
ilk okulu hiç bir şey yapmadan atlattım. hatta hatırlarım da bi arkadaşım sınıfta kalmıştı 1. sınıftayken. ne gülmüştük ona. nasıl becerdin lan diye.
aslında o kadar da meraklanılacak bir şey değildi. çocuk 1) almanca bilmiyordu 2) konuşmayı bile bilmiyordu.

Orta okula geçince yavaş yavaş kızlarla haşırneşir olurum dedim. ama şans bu ya, düşe düşe 26 kişilik sınıfa düştüm ve 26 kişi arasında tam 22 erkek 4 ibne vardı.
doğal olarak yan sınıflara tecavüz etmek zorunda kaldık. öğretmenler buna da ceza kesti. tabi ben hep en ufak tehlikede "kaçın lan kaçın" diyip en önden koşan çocuk olduğum için her cezadan yırtmıştım. ehehe kaçmayı bilmek lazım ehehe.

Lise yıllarından hiç bahsetmek istemiyorum, 2 kere sınıfı yakan, derslere kafaya estiği gibi giren, 36 yıllık öğretmenlik kariyeri olan bi öğretmeni istifaya zorlayan, müdürün arabasını sabote edip müdür arabasına bindikten sonra korkup "müdürüm frenleriniz çalışmıyo olabilir" diye itiraf eden, sınav olduğunu son anda öğrenip kaçacak tek yolu camdan bulup 2. kattan atlayan dangalaklarla aynı sınıfa gitmekten gurur duyarım.
ama orda da kız arkadaşım olmadı. çünkü ilk okul yıllarına özenip kızların saçını çektiğimiz için kimse bize bakmazdı.

yazık bana.

11 Ocak 2008 Cuma

Sultana


zamanında Kuşu Kalkmaz şarkısıyla ünlenmişti baya yurt çapında. sonra gündeme Kenan Doğulu ile bir düetiyle tekrar geldi, o gün bugündür pek sesi sedası çıkmaz sanki. gerçi pek'te takip ettiğim söylenemez ama neyse işte aklıma geldi, acaba napıyor şu sıralar. (yazı yazıcam diye araştırmaya girdim, geçen sene baya gündemdeymiş yeni fark ettim, tabi geçen sene farklı bi seneydi benim için takip edemedik hiç bir şeyi) baya da güzel kız'dı hani.

NTVSpor sen çok yaşa


Hem NTVSpor diye kanal aç, hemde daha test yayını sürerken Ercan Taner'le anlaş. Vallahi içim kıpır kıpır oldu, yarın akşam Athletico bilbao - Sevilla maçını iple çeker oldum.

şöyle izlemek için notunu da düşelim bari:


NTVSPOR, Digitürk 79. kanal, D-Smart 45. kanaldan ve Türksat 2A uydusundan izlenebiliyor.


Uydu detayları: 11892 megahertz yatay frekans, 12800 sym, 5/6 FEC.

Jübilemi yaptım

Yüzmek güzel şey, yüzmeyi bilmeyenler bilemez. bu yaz hiç havuz'a veya denize gitmedim, neden bilmiyorum. dedim kışın gideyim, geçenler de gittim. Bay H ile güzel vakit geçirdik. ama eşşoğlueşşekler 5.50 yapmış havuza giriş fiyatını. ulan Allah'tan korkun bee. 5.50 euro? para mı zıçıyoz burda diye sorarlar adama. (5.50 euro = 8-9 ytl olması gerek) ödedik söke söke. kapalı alan ya. havasız kalmış. pencereyi açmayı unutmuşlar sabah. üstüne bir de kalorifer. yok arkadaşım dedim. bu böyle çekilmicek. daha soyunmadan havuza atladım. su havadan sıcak. ne lan bu dedim kendi kendime. buraya sanki cakusi de oturmaya keyif yapmaya geldik. vücut yapmam lazım. yaz geliyo sonuçta, kumsal da kızlar'a falan şov yapcam. yüzüp vücudumu geliştirmem lazım. dedim. dedim ama kime? kendime. bir de Bay H'ye. o da benle aynı fikirdeydi. neyse dedik, biz azimli insanlarız, vücudumuz gelişene kadar yüzelim bugün dedik.
Atladık suya, ve başladık yüzmeye, bi oraya bi buraya bi oraya bi buraya bi oraya bi buraya derken nefes bitti boğulmaktan son anda kurtulduk. dinlenelim dedik. direk sızdım. evet uyudum havuzda. çoluk çocukta yoktu sabahın 10un'da cıvıl cıvıl ortam olsun. hatta güzel kızlar bile yoktu bikinili. bakayım kendime geleyim.
yaşlı başlı adamlar 3-5 çapulcu vücut geliştiricisi. ve 1 sanatkar adam (vücudu komple dövmeyle kaplanmıştı)
1 saat sonra kalktım yerimden 2 tur daha yüzdüm. ve anladım ki benden bi bok olmaz.
yüzme kariyerime böylelikle son verdim.
herkese katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. kazandığım tüm başarıları bu büyük taraftarıma armağan ediyorum.

Technologic



Gelişedur ey teknoloji...

10 Ocak 2008 Perşembe

Shannyn Sossamon


40 days and 40 nights filminde Josh Hartnett'le başrolü paylaşmıştı. o film'de istanbul tişörtü giyiyor diye en sevdiğim aktris oluvermişti birden.

9 Ocak 2008 Çarşamba

Fuckin' Yes

-1800 km
-32 saat yolculuk
-35 saatlik macera
-uykusuzluk
-yorgunluk
-ve mağlubiyet...

değdi mi tüm bunlara???
cevabı football factory filmin'den bir replikle alalım.

"After all that you really go ask yourself... if it was all worth for it... OF COURSE İT FUCKİN' WAS"

7 Ocak 2008 Pazartesi

Gittim gelicem

Gökdelenlerden tükürsem dünya'ya


Bu iş yürek ister

Pire (Atina) & Geórgios Karaiskákis Stadı


PAE Olympiakos Syndesmos Filathlon Peiraios
Kapasite: 33,334
Stadın Açlışı: 1896 (İlk olimpiyat oyunları için)

n'alaka?

Bazen insan kendi kendine feci motive olabiliyor. misal ben, şunu yaparım, şunu ederim diye kendimi motive ediyorum hatta o an o şeyi yapmak için çabalıyorum, keşke imkanım olsa da 20 dakka sonra değil hemen şimdi yapsam diyorum, ama 20 dakika ne oluyorsa artık o motivasyon kaçıyor.
Misal hatırlarım da yuvaya gittiğim dönemler, babam yüzmeyi yeni yeni öğretmişti bana, bende gaza gelmiştim, hergün yüzmeye gidecem, süper yüzücü olcam, Baywatch dizisinde sonra rol verecekler bana diyordum.
ta ki ertesi gün olana kadar, hevesim kaçtı, gitmedim yüzmeye, bugün de aynısı başıma geldi, çocukluk anılarımı hatırladım.
galiba benim gibi insanlara şıpsevdi diyorlar.
evet şıpsevdi diye sakız vardı, falım'dan farklı tad vermiyodu, ama şıpsevdiydi işte, 2 çiğniyim tükürüyodun. var mı hala o sakızlardan acaba? hiç sevmezdim aslında, gazete kağıdı gibi sakız. sakız dediğin çiğnediğinde ağzına ferahlık vermeli, ki ağız kokun'un gittiğini sanasın. bazı insanları ağız kokularına göre mahkeme'de yargılayıp sakız üretim merkezlerinde zorunlu iş vermeleri lazım. tiksiniyorum. "milletin ağız kokusunu çekmek" atasözünden de tiksiniyorum. o yüzden her taksiciden, otobüs şöföründen, hatta halk'la içli dışlı olan her meslekten tiksiniyorum. o işi yapanlardan değil, gerçi bazı angutlar var ama, onlar mesleği yüzünden angut değil, angut oldukları için angut, angutgillerden gelmeler.
Çok angut var zaten bu dünya da, angutları yok edecek olsak ne değişir merak ediyorum. acaba hayatımız da kaç kere harbi angut gördük, ben bi kere angutun ne olduğunu merak ettiğim için google a angut yazdığım da karşıma çıkan kuş'la anlamıştım angutun aslında bi hayvan olduğunu. Hayvan'ları kullanıp niye birbirimize hakaret ederiz hem.
Köpek, Eşek, Ayı, Angut, Böğürtlenböceği...
enteresan yaratıklarız insanoğlu olaraktan vallahi.

4 Ocak 2008 Cuma

Türk YouTube Kültürü #5


Yorumlar gerçekten çok yaratıcı. Video'da Justin Timberlake'ın My Love Şarkısına dans uyarlamış bi eleman var. özellikle en üsttekine çok güldüm. hiç bir şey anlamadım ondandır.

Video için bir tık.

2 Ocak 2008 Çarşamba

Edward Norton


2007 yılında hiç bir film'de rol almadı. ama 2008 de 4 film'le birlikte geri geliyor.
heyecanla bekliyorum. Edward Norton'un oynadığı ve izlediğim hiç bir film kötü değil'di, darısı gelecek film'lerin başına.

State of Play
Motherless Brooklyn
The Incredible Hulk
Pride and Glory

bu da benim Yılbaşım

Taksim meydanında ki gibi pandiklenme heyecanına kapılmadan geçti benim yeni yıl maceram. tabi bu diyarlar da öyle pandik atmak kimsenin aklına gelmez ki, türkler dışında, türkler de burda erkeğe pandik atar ters baksın da dövelim diye.
ben kimseye pandik atmadım bira şişem dışında, o da bişey demedi, içtim.
Her yılbaşı havalana havalana hava atarım "ben yılbaşına artık değer vermiyorum olum, evde uyuyarak veya uykum gelmezse patırtıdan, msn başında felan geçiririm" diyorum, tabi bugüne kadar lafta kaldı bu olay.
Her sene de dışarı çıkarım, kıçım donar, uyuz olurum, ulan evde pencerenden izle fişekleri, derim kendi kendime, ama kıçım donar.
Bu sene kıç donması yetmiyormuş gibi kumar oynamaya da gittik önceden, fazla anlatmayacağım ama kumarda kazanamayan aşk'ta kazanır arkadaşlar, aşk'ta breh breh. halbuki kazanmıştım da, ama sonradan yazık oldu.
tabi rulet'te millet ben kazandıkça aaaaa oooooo diye etrafıma toplandı, herkes bana dokunup (bkz: pandik atmak) onlara da şans dağıtmamı istedi. 2 kere peşpeşe 5 euro çip'ini ikiye katladıktan sonra bu gece çok şanslıyım dedim kendi kendime, hatta gaza gelip "herkese benden çayyy" diye bağırdım. 3. defa kırmızı'ya oynadığımda ise siyah geldi, beynimden kaynar sular döküldü sanki. o kadar insanın gürültüsü yok olmuş dannn dunnn diye korkunç bi ses vardı kulaklarımda. sonradan fark ettim ki çekiliş'te kazanan adamın adı dan dun a benzer bişeymiş, o da o sıra da anons ediliyomuş. ve Allah'tan kumarhane'de çay servisi olmadığından kimseye de çay dağıtılmamıştı.
ordan çıkıp gece yarısı olmadan merkeze doğru gidelim dedik.
sonra arkadaşlar da katıldı bize, o sıra amatör ve yaşlı insanlardan oluşan rock grubu şarkı söylüyodu. benim de uyuz olduğum şarkıları söylüyodu, peçete aradım istek yapmak için, ama peçete de bulamadım, oysaki "Cengiz Kurtoğlu - Resmini öptüm" çok güzel gidecekti ortama.
tabi yılbaşında dışarı çıkmanın tek anlamı milyonlarca kişiyle aynı anda 10 dan geriye saymak olduğunu düşünürsek, bunu da gerçekleştiremediğim için aslında hemen dönüp eve doğru yol almam lazımdı, ama suç benim değildi ki, anırarak şarkı söyleyen adam bi anda orkestraya susun işareti yaptı hızlı hızlı 3-2-1 dedi heyooo diye bağırdı ve ben başta olmak üzere dumur pozisyonda ağzımız açık ve şaşkın bir şekilde adama bakıp içimizden annesi'le alışverişe gitmek için dilek tutuyoduk.
acaba yeni yıl'da ilk tuttuğunuz dilek mutlaka gerçekleşir diye bir rivayet var mı? bilmiyorum, ama varsa yazık kadına.
tabi benim o an hemen reaksyon olarak cep telefonumun saatine bakıp "heyoo millet millet, beni dinleyin, dinleyin beni, saat tam yirmiüç-ellisekiz. daha iki dakkamız var. heyoo heyoo" diye haykırışım da kimsenin umrunda değildi, millet birbirine sarılıp öpüşüyodu. burası avusturya olduğu için'de Vals çalıyodu, ve herkes partnerini bulmuştu bile.
Kendimi bi an ilk okul'da beden eğtimin'de top oynarken hep en sona kalan, ve genellikle oynadığı takımda taç çizgisinin kenarında durması emir edilen çocuk gibi hissettim. o çocuğun kim olduğu önemli değil hehehe.
Valsin bitmesini beklerken dam dam dam dam, dap dap, dap dap, diye tempo tutup mutlu olmuştum aslında. ama yine de partner bulamadığım için ve tek başıma durup rezil olmaktan korktuğum için deli rolü yaparak kendi etrafımda dönmeye başladım. galiba daha çok rezil oldum, ama delidir ne yapsa yeridir ehemehe.
kumar oynamaya gittiğimiz için takım elbiselerim vardı üstümde, ve tüm havai fişek seanslarından sonra blue chip (türkçe: mavi çip) diye bir discoya gittik, bi anda takım elbisemin verdiği ağırlık bende feci ağır abi etkisi yarattı.
kasıla kasıla gittim, full olan mekanda yer ayarlattım kendime (aslında 15 dakika ayakta durduktan sonra, "eniiis, bak yer bulduk" sesleriyle gittim oturdum)
ve sonra içmeye devam ettim. bira içtim tüm gece. bi süre sonra karşı koltuğa düşen bi çift feci şekilde öpüşüp koklaşmaya başladı, orda ki çocuk kızı pandikliyodu, kızında hoşuna gidiyodu. demek ki pandik kötü bişey değilmiş dedim kendi kendime, ama sonra ağır abiliğimi konuşturup, Bojan'a bir göz işaretiyle "alın bu çocuğu" dedim, bojan gitti orgazm geçirmeye 5 kala çocuğu kaldırdı "LAAAN SEN ENİS ABİ ÖNÜNDE NASIL ÖYLE DAVRANISIN LEAAEAAN" diye bağırdı, tabi ben duymadım, müzik çok sesliydi, ama öyle dediğini sanıyorum. aslında büyük ihtimal "ceketlerin üstüne niye yatıyon" demiştir. ama ben ilk yazdığımı duymuş gibi oldum kehekehehe.
bi süre sonra sıkılıp mekandan çıkıp eve doğru kar yağışı altında yürüyüp "ben sende tutuklu kaldım dılıdlıdıııııı kendi hayatımdan çaldım dılıdlıdııııı" diye mırıldandım ve yattım.