30 Ekim 2009 Cuma

Enis işyerinde napıyor? (volüm iki)


aha bu da volüm bir

22 Ekim 2009 Perşembe

Fatiiiiiii


Bu ki sadece facebook'ta bazı fotoğraflarıma gelen yorumlar; reel hayatta (bilhassa benle yeni tanışan gençler) "yaa sen kime çok benziyon biliyo musun var ya hani almanya da falan yönetmen ödül kazandı falan" diye tarif ediyorlar. artık canıma tak etti a dostlar!


I am not Fatih Akın!

Not: bu yorumları ayıklarken fark ettim de 2 farklı fotoğrafıma tecavüzcü coşkun benzetmesi yapılmış. kim tarafından? tabiki ömer. !


ayrıca geçen sene de böyle bi yazı yazmışım; şimdi aklıma geldi ahanda tıkla buraya

19 Ekim 2009 Pazartesi

NEFES


634 gün bekledim. Nihayet vizyona girdi dedim. gittim, izledim. bu kadar beklediğime deydi. gidin sizde izleyin. bilhassa son yarım saati yaşayacaksınız izlerken..

18 Ekim 2009 Pazar

its the final countdown dıdıdııııı dııııı dırıdıt dıt dıııııı

sağ üst köşedeki banneri soranlar varmış. hayır dostlarım fener maçına geri sayım değil o. zaten kafayı çalıştıran 4 gün fark olduğunu anlar. bambaşka bişey için o. baaaambaşka

17 Ekim 2009 Cumartesi

Dünyanın en ağır kanlı adamı

Herkes ondan bahsediyordu, bahsedenler bile taklidini yaparken onun kadar ağır olamıyorlar, onun kadar hareketlerinde asil olamıyorlardı. Herkes bir kere olsun dünyanın en ağır kanlı adamını görmek, yaşamak istiyorlardı.
Ve o büyük gün gelmişti. Başına geleceklerden habersiz, çocuk yola koyuldu. Hergün yaptığı işleri bir kez daha yapmak için 1 saatten fazla trafik çilesi çekti ama hiç isyan etmezdi zaten. O gün de etmedi. Gitti işine, ceketini çıkartıp kolları sıvayıp başladı çalışmaya. Aradan bir kaç saat geçmişti. Layıkıyla işini halleden çocuk onu gördü. Evet, herkesin bahsettiği, çoğu kişinin bizzat yaşama şansı bulamadığı dünyanın en ağır kanlı adamı çocuğun karşısındaydı. 7 saniye süren soru sordu çocuğa... "Buuuuu.... neeeediiiiiirr" dedi uzunca kısık bir ses tonuyla. Çocuk çok etkilenmişti. O kadar etkilenmişti ki cevap verirken ister istemez kendisi de ağırlaşmıştı... "oooo okuuuuumaaa gözlüüüğüüü beyeeeffeeendiiiii"
Çocuk dalga geçmek için değil, tamamiyle dünyanın en ağır kanlı adamının saçtığı o negatif enerjiden etkilendiğinden böyle davranıyordu. Sırf çocuk değil, dünyanın en ağır kanlı adamının dokunduğu, uğraştığı, görüştüğü herkes, herşey bir anda onun etkisinde kalıp ağırlaşıyordu. Adam'a herkesle aynı anda gelen sıcak çorba adamda saatlerce sıcak kalabiliyordu, o kadar ağırlaşıyordu ki soğumak için saatler gerekiyordu. İlk adam yürüyen merdivene biniyor, en son o iniyordu. Mekanik elektronik ne idüğü belirsiz araçları bile böyle yoldan çıkarabiliyordu. Hatta bazı profesörler tarafından istanbul trafiğinde ki sorunun ana sebebi olarak gösteriliyordu. Çünkü o ne zaman dışarı çıksa yeşil yanan ışık kırmızıya dönmek için saatler, bindiği taksi gideceği yere gidene kadar neredeyse günler harcıyordu. Şimdi de sıra çocuktaydı. Sanki kriptonit'e yaklaşmış süpermen gibi, sanki motoruna kuş uçmuş uçak gibi, sanki tribünde hemen bir arkasındaki kişinin meşale yakması sonucu kafası yanan kişi gibi acılar çekiyordu çocuk. Ama sebebini de bilmiyordu, aynı süpermenin, uçağın, veya her hafta aynı meşale yanıklarını hissetmesine rağmen yine de inatla ve büyük aşkla maçlara giden insanlar gibi sebebini bilmiyordu.
Adam çok ağır kanlı tavrılarına devam ediyordu. Çocuk hala şaşkındı. Cebinden 20 milyon çıkarttı verdi çocuğa, para üstünü aldı ve gitti.
Dünyanın en ağır kanlı adamı her an her yerde karşınıza çıkabilir. Sakın gözlerine bakmayın.

Kazak

Bugün bir kaç yıl evvel çok beğenerek ve biraz da para harcayarak aldığım kazağın aynısını bir ayyaş'ın üstünde gördüm.

13 Ekim 2009 Salı

Yeni Tema

Blog tutmaya başladığımdan beri 4 veya 5. farklı kostümü giyidiriyorum bloguma. En güzel bundan öncekiydi bence de ama artık sıkılmıştım ondan. 1 sene bunla idare edelim.

Bannerler yok bu sefer. Mail atan ve başka kanallardan sorularını soranlara teşekkürler. Soruların 90%ı bannerler nolucak şeklindeydi. Yok oldular ey dostlarım yoooook.

Burda böyle bundan sonra.
Kafayı düzelttim bundan sonra.
Dattiri dat dat datdan sonra..

6 Ekim 2009 Salı

Fark var

Türkçe dergiler -> ambalajlı
Yabancı dergiler -> açık

... sergileniyor bu ülkedeki dergi reyonlarında. Genel durum böyle diyelim biz tabi. Bazen aksi olduğu da oluyor ama genellikle böyle.
Sebebi nedir diye sorgularken mağazada ki dergicimiz Ozan (bazılarına göre yapışık ikizim olurmuş kendileri) cevabını verdi "abi yabancı dergilerin içeriğine bakıyor adam, dolu dolu içerik görüp alıyor. Türkçe dergilerin içeriğinin boş olduğunu anla. Adam vuruyor ambalajı, sadece kapağı satıyor."
sonra düşündüm.. "vay bee" dedim, "Ozan haklı lan galba" dedim, ve an itibariyle dergi çıkarmaya karar verdim.

Benimle ortaklaşa ambalajsız dergi çıkartmak isteyen zengin bir iş adamı arıyorum.
İrtibarat için yorum veya mail atın.