31 Aralık 2008 Çarşamba
28 Aralık 2008 Pazar
25 Aralık 2008 Perşembe
II (pause tuşu)
İstanbul'a geldim blogu iyice boşladım. Artık iş bulup net bağlattırana kadar hergün yazamayacağım ama korkma canikom o gün gelecek elbet ve ben süpersonik olayları buraya yazcam ve sende "ulan iyiki bi süreliğine ara vermiş bu çocuk" diyeceksin.
Ciao bella
Yarım saat sonra eklenen not: buluşmak isteyen herkes çekinmeden elektronik postaya başvurabilir. 1 hafta içinde cevap vermediğim taktirde "ulan bu kekoyla buluşup napcaam yau" demiş olabilirim, ama moralinizi bozmayın, belki 1 hafta hiç net'e bağlanmamış da olabilirim.
Ciao bella
Yarım saat sonra eklenen not: buluşmak isteyen herkes çekinmeden elektronik postaya başvurabilir. 1 hafta içinde cevap vermediğim taktirde "ulan bu kekoyla buluşup napcaam yau" demiş olabilirim, ama moralinizi bozmayın, belki 1 hafta hiç net'e bağlanmamış da olabilirim.
20 Aralık 2008 Cumartesi
19 Aralık 2008 Cuma
Ciao Innsbruck...

Aşağı yukarı 1 sene önce Innsbruck'a, doğduğum, okuluna gittiğim, büyüdüğüm, ilk kız arkadaşımı öptüğüm, ikincisini de başka türlü öptüğüm, dağlarına küfür edip başka kimseyi bulamayınca yine onlara derdimi anlattığım, ilk dayak yediğim, ilk dayak attığım, herşeyin en iyisini, herşeyin en kötüsünü yaşadığım şehire merhaba demiştim.
O merhaba dediğim gün aslında ne kadar da sevdiğimi özlediğimi anlamıştım. Ama 21 yıldır olan tek dileğim İstanbul'da yaşamak olduğundan tekrar veda ediyorum bu şehire.
Ciao Innsbruck... Mia sehn uns dann irgendwann hoffentlich wieda, i woas eigentlich nit was i schreibn soll. Mia tuats scho total leid, und i vermiss di jetzt schon. Und i kann da garantiern dass du di geilschte stadt in Österreich bisch :) Naja dann ciao, bis dann, i komm irgendwann zrugg..
18 Aralık 2008 Perşembe
Tromsö
Ergenlik çağımı bu yatağın üstünde geçirdim. Sonra tabi maymunluktan vazgeçip bir kaç yıl evvel normal yatağa geçiş yaptım. Yatağı da paketine koyup kaldırdık ortadan. Yıllar geçti, annemler evi baştan sona yeni döşeyeceklerinden eskiciye diğer möbilyalarla birlikte bunu da vermeye karar verdiler. Son 4-5 yıldır kıyıda köşede duran yatağın parçaları ve paketini görünce neden Tromsø'ye elendiğimizi anladım. Herşeyin sorumlusu ecakuleyşın in dı bed.
16 Aralık 2008 Salı
The Godfather
Godfather I
Don Corleone: I'm gonna make him an offer he can't refuse.
***
Calo: In Sicily, women are more dangerous than shotguns.
***
Sonny: Hey, listen, I want somebody good - and I mean very good - to plant that gun. I don't want my brother coming out of that toilet with just his dick in his hands, alright?
***
Don Corleone: It's an old habit. I spent my life trying not to be careless. Women and children can be careless but not men.
***
Jack Woltz: Now you listen to me, you smooth-talking son-of-a-bitch. Let me lay it on the line for you and your boss, whoever he is: Johnny Fontane will never get that movie. I don't care how many dago guinea wop greaseball goombahs come out of the woodwork!
Tom Hagen: I'm German-Irish.
Jack Woltz: Well, lemme tell ya something, my Kraut-Mick friend!
***
Don Corleone: Do you spend time with your family? Good. Because a man that doesn't spend time with his family can never be a real man.
***
Sonny: What the hell is this?
Clemenza: It's a Sicilian message. It means Luca Brasi sleeps with the fishes.
***
Michael: Only don't tell me you're innocent. Because it insults my intelligence and makes me very angry.
***
Don Corleone: Tattaglia's a pimp. He never could've out-fought Santino. But I didn't know until this day that it was Barzini all along.
***
Don Corleone: I never thought you were a bad consiglieri, Tom. I thought Santino was a bad don, rest in peace.
***
Don Corleone: What have I ever done to make you treat me so disrespectfully? If you'd come to me in friendship, then this scum that ruined your daughter would be suffering this very day. And if by chance an honest man like yourself should make enemies, then they would become my enemies. And then they would fear you.
***
Don Corleone: Someday - and that day may never come - I'll call upon you to do a service for me.
***
Kay Adams: Michael, is it true?
Michael Corleone: Don't ask me about my business, Kay.
Kay Adams: Is it true?
Michael Corleone: Don't ask me about my business.
Kay Adams: No.
Michael Corleone: [slams his hand on the desk] Enough! Alright. This one time, this one time I'll let you ask me about my affairs...
Kay Adams: Is it true? Is it?
Michael Corleone: No.
***
Peter Clemenza: Leave the gun. Take the cannoli.
***
Clemenza: All right, you just shot 'em both. Now what do you do?
Michael: Sit down and finish my dinner.
Godfather IITitle Card: The godfather was born Vito Andolini, in the town of Corleone in Sicily. In 1901 his father was murdered for an insult to the local Mafia chieftain. His older brother Paolo swore revenge and disappeared into the hills, leaving Vito, the only male heir, to stand with his mother at the funeral. He was nine years old.
***
Vito Corleone: I make him an offer he don't refuse.
***
Michael Corleone: I don't feel I have to wipe everybody out, Tom. Just my enemies.
***
Michael Corleone: I know it was you Fredo. You broke my heart. You broke my heart!
***
Michael Corleone: There are many things my father taught me here in this room. He taught me: keep your friends close, but your enemies closer.
***
Michael Corleone: If anything in this life is certain, if history has taught us anything, it is that you can kill anyone.
***
Fredo Corleone: I'm your older brother, Mike, and I was stepped over!
Michael Corleone: That's the way Pop wanted it.
Fredo Corleone: It ain't the way I wanted it! I can handle things! I'm smart! Not like everybody says... like dumb... I'm smart and I want respect!
***
Michael Corleone: Fredo, you're nothing to me now. You're not a brother, you're not a friend. I don't want to know you or what you do. I don't want to see you at the hotels, I don't want you near my house. When you see our mother, I want to know a day in advance, so I won't be there. You understand?
***
Fredo Corleone: Uno... por favor...
Fredo Corleone [to Michael] : How do you say "banana daiquiri"?
Michael Corleone: "Banana daiquiri."
***
Don Ciccio: I see you took the name of the town. What was your father's name?
Vito Corleone: Antonio Andolini.
Don Ciccio: You'll have to speak up. I can't hear you
Vito Corleone: My father's name was Antonio Andolini... and this is for you.
[stabs him]
***
Michael Corleone: He was stupid. I was lucky. I will visit him soon.
***
Michael: Was it a boy?
Tom Hagen: Mikey, after three and a half months...
Michael: WHY CAN'T YOU GIVE ME A STRAIGHT ANSWER ANY MORE? WAS IT A BOY?
Godfather III
Michael Corleone: Just when I thought I was out... they pull me back in.
***
Michael Corleone: If someone is going around this city saying, "Fuck Michael Corleone," what do we do with a piece of shit like that? He's a fuckin' dog.
Joey Zasa: Yes, it's true. If someone were to say such a thing, they would not be a friend. They would be a dog.
***
Michael Corleone: Never hate your enemies. It affects your judgment.
***
Michael Corleone: Never let anyone know what you are thinking.
***
Michael Corleone: I feel... I'm getting wiser now.
Kay Corleone: The sicker you get, the wiser you get, huh?
Michael Corleone: When I'm dead, I'm gonna be really smart.
***
Michael Corleone: Joey Zasa's a pazzo!
***
Michael Corleone: Italian politics have had these men for centuries. They are the true Mafia.
***
Michael Corleone: Nephew, from this moment on, call yourself Vincent Corleone.
15 Aralık 2008 Pazartesi
Skinde olmamak
Olay'ı herkes duyacak, tartışacak, konuşacak. Ben olay'a değinmek istemiyorum. Bush'un yanında duran Irak'lı adama duyduğum saygıyı ve hayranlığı dile getirmek istiyorum. kimdir neyin nesidir bilmiyorum ama 30 santim yanında duran George W.'ya ayakkabı atıldığı halde hiç şeklini bozmadan orda duruyor.
Siklememek nedir:

- Gayet normal

- George Dabılyu'nun hayranı George'a ayakkabısını atıyor.
- Adam bakıyor

- George Dabılyu süpersonik reaksyonla eğliyor.
- Adam uyuyor

- Ayakkabı amerika bayrağına doğru uçuyor.
- Irak'lı hala bakıyor

- Grup Sex
Siklememek nedir:

- Gayet normal

- George Dabılyu'nun hayranı George'a ayakkabısını atıyor.
- Adam bakıyor

- George Dabılyu süpersonik reaksyonla eğliyor.
- Adam uyuyor

- Ayakkabı amerika bayrağına doğru uçuyor.
- Irak'lı hala bakıyor

- Grup Sex
11 Aralık 2008 Perşembe
Palyaço şapkası
10 Aralık 2008 Çarşamba
What is Lufthansa?

Bugünkü "what is what is" programında Lufthansayı konu aldık.
Sorumuz şu.
Lufthansa'nın anlamı nedir?
İpuçları:
-bunlar alman yani almanca.
-Luft almanca Hava anlamına geliyor.
Teoriler:
-Kurucusu hansa rostock taraftarı olduğundan "havadayız rostockluyuz" şekli Lufthansa koymuştur şirketin adını...
-Kurucusu "hans'a hava atayım" diyerekten Lufthansa'yı kurmuştur...
ilk doğru cevabı veren hesabı kendisi üstlenmek şartıyla benle bir akşam yemeği kazanacaktır.
9 Aralık 2008 Salı
8 Aralık 2008 Pazartesi
Kurban bayramı
7 Aralık 2008 Pazar
Yeni bannerler
Tanıştırırım herkesi böyle #2
Sultana #2

Şu an Kanal D'de Okan Bayülgen'in Kingodisco programına konuk olmuş vaziyette arada çıkıp o ördek sesiyle rep yapmakta. Seviyorum ben bu kızı valla. Ocak ayında merak ettiğimi yazmışım. Güzelliğinden bir şey kaybetmemiş.
Bugün Evrim dedi, aşık olduğun tüm kızlar birbirine benziyor diye. Yok be yav, hepsi esmer hepsi kısa boylu, hepsi beyaz tenli, o kadar.
6 Aralık 2008 Cumartesi
5 Aralık 2008 Cuma
Burçak Önder
Tanıştırırım herkesi böyle
Road to Berlin, ve dönüş hikayesi
Benim için aslında bu deplasman pazartesi sabah 9 da başlamıştı. Çünkü Patron çarşamba perşembe ve cuma geceleri için bana gece şift'ini vermiş. Çarşamba maç olduğundan pazartesi sabah 9 da kalkıp doktora gidip uyduruk bir hastalık bulmam gerekiyordu. Hem doktora gitmişken annemin itinayla haftada bir "oğlum git bi kan tahlili yaptır, bi çekap yaptır, bi baksınlar bakalım herşey iyi mi değil mi?" diyip nasıl düşünceli bir anne olduğunun gösterişinin karşılığını kan testi yaparak gidereyim dedim. İçi rahatlasın kadıncağızın diye.
Gittim doktor'a önce kan testi yaptırmak istediğimi söyledim. Peki dedi, aldı 3 tüp, hazırladı iğneyi, ben o sırada açtım kolumu, ve pazıma kemer gibi bir şey geçirip iyice sıktı. Bir an kendimi uyuşturucu bağımlısı sandım, iğneyi vurduğu an sanki eroini pompalıyomuş havasına girdim. Gözlerimi yarım kapatıp kendimden geçiyomuşum gibi yaptım. Doktor ise o esnada tüpleri tek tek doldurmaktaydı. Doktor işini bitirdikten sonra bana "niye öyle uçmuş gibi bakıyosun" der gibi baktı. Ben hemen toparlandım. Yapıştırdığı flaster'e bir göz attım, ayıcıklar mayıcıklar vardı. "Bu ne" der gibi baktım "sen tee 3 yaşından beri bana geliyosun, o günleri hatırladım da ondan" dedi. Allah'tan doktor erkek değil yoksa ipne mi lan bu diyebilirdim. Teşekkür ettim, tam yediğim şot'un etkisiyle dışarı çıkmaya hazırlanırken "aaa ben asıl şey için gelmiştim" dedim. "Ney için" dedi "öhöhö çok hastayım yau ben" dedim güldü. "Yau valla" dedim inanmadı. "Tamam gerçeği açıklıyorum, 2 hafta sonra istanbula gidecem, ve halletmem gereken bir ton iş var fakat patron izin vermiyor, bende hasta raporu götürüp işlerimi halledecektim" dedim. "Hah şöyle kaç gün hasta kalmak istiyorsun?" dedi şaşırdım "perşembe gecesine kadar olursa harika olur" dedim yazdı raporu ve mutlu mesut şekilde ayrıldım ordan. İlk yaptığım iş patronu arayarak "çok hastayım, gelmiyorum perşembeye kadar" dedim üzüldü adamcağız. Bende eve gidip şu 2 sopalıyı yapayım dedim.
Eve geldim bir şey yapmadım, tüm gün yattım, nete falan takıldım öyle sabaha karşı 5buçukta uyumaya gittim. Salı sabah 9da kalktım şu an neden o saatte kalktığımı hiç hatırlamasam bile yapacak bir şeyim vardı galba. Ama hiç bir şey yapmadığımı hatırlıyorum. Sopalıları boyamaya akşam 4-5 gibi başladım gece 11de bitti. 2 sopalı 1 pankart. Gece 3 de buluşup yola çıkacaktık 9 kişi (2 araba) 4 saat napayım lan ben dedim, tam o esnada Halil "gel buluşup bişeyler içelim" dedi. tamam diyip yola koyuldum.
Buluştum onla, sonra 2şer bira alıp halile gittik. Ömer'de ordaydı, ama o uyuyodu. önce hiç bişey yapmayalım uyusun dedik. Sonra 2 dakika da bi mesaj geline ve bu uyanmayınca çıldırdım. çükümü çıkarıp suratına vurmayı planlasam da halil beni bu fikirin kötü olduğunu, yapmamam gerektiğini lakin kendisine yapılıdığı taktirde katil olabileceğini söyledi. Bende tamam dedim ve yapmadım.
Saat 2ye doğru Ömer'de uyandı, ve ona planımı anlattım. Herzamanki gibi güldü. Tam o esnada Halil'in annesi odaya girdi, ve kahvaltı edip etmeyeceğimizi sordu. Ben yok yengecim demeye kalmadan halil atladı hadi gel kahvaltı edelim öyle çıkalım diye. lan ne kahvaltısı sabahın 9undan beri uyanığım diyecektim ama içimdeki ben'e söyledim bunuda. Oturduk sofraya, en çok yiyen ben oldum gözetlediğim kadarıyla. Bu ama benim aç olup olmamla alakasız bir durumdan ibaret. yemek görünce yiyorum. zeytin falan güzeldi. yağ.
O esnada diğer halil'den telefon geldi, yoldaymış geliyomuş diye. tamam dedik ve hazırlanıp çıktık yola. önce eve uğrayıp yaptığım sopalı pankartları ve çantamı aldım, sonra bizim benzinliğe uğrayıp doktordan aldığım raporu Halile verdim o da arkadaşa verdi, patrona iletsin diye. Sonra Murat diye arkadaşı almaya gittik, sonra diğer 5 kişiyi.
Yola koyulduk, ve benim dilimde durmadan "Nürnberg, Nürnberg" çünkü orda durcaz arkadaşlarla Bavyera tayfasının kaldırdığı otobüsle buluşup konvoy şeklinde berline kadar gidecez. Çünkü Berlin'e hepimiz ilk defa gidiyorduk, hem o tayfayla gidersek tüm herkesle de buluşuruz falan diye planlar projeler ürettim kendi kafamda. Ama heralde söylemeyi unutmuş olcam ki Nürnberg'e 45 km kala uyuya kalmışım. Uyandığımda çiş molası için bir yerde durmuş vaziyetteydik. "Nerdeyiz biz" dedim "bilmiyoruz" dediler "Nürnberge kaç kilometre var" dedim. "Nürnbergi geçtik moruh" dediler. Moruk kelimesinden tiksinsem bile o an başka bir şeyden daha tiksiniyordum. Nürnbergi kaçırmamızdan. Hemen telefona sarıldım, Feridun'u aradım. "Abicim naber... iyi ya bak şey dicektim biz sizi ıskaladık... he.. işte onu soracaktım, tamam biz o zaman bidahaki mola yerine gidelim oranın ismini ben sana mesaj olarak bildireyim siz de orda durun ordan itibaren gideriz kol kola ..... tamam ..... oldu hadi görüşürüz" dedim. O ise "Alo.... iyi abi sağol sen nasılsın..... bizde şimdi yola çıktık... şimdi yola çıktık yeni.... tamam abi olur.... mesajını bekliyorum... görüşürüz" dedi
Sonra gazladık ve 10 km sonra "Streitau" diye bir mola yeri gördük. Hemen mesaj attım. Cevap geldi. 20 dakika geçti görünür de kimse yok. Arkadaşlara sordum "ulan biz kaç km geldik nürnbergden sonra" "taş çatlasın 70" dediler "iyi uyumuşum lan" dedim "hee" dediler. Beklemeye devam ettik.
Bi 15 dakika sonra telefon açtım tekrar "nerdesiniz" dedim "yola çıktık işte geliyoruz şöföre söyledim o biliyormuş orayı falan" dedi "beklemeye devam o zaman" dedim "hehehe" dedi.
Bekledik...
Arkadaşlar da huzursuz oldu arabada "20 dakikaya burdalarmış" dedim. Devam bekledik. Hayır beklemesi sorun değil, dışarsı resmen buz gibi. Bir de rüzgar var. arada hava almaya sigara içmeye çıkmak bile pişman ediyordu insanı. En sonunda gidip biraz sıçayım da vakit geçsin dedim. Tuvalet Alafranga ama kapağı mapağı yok, bırak oraya oturmayı, orda işemek bile sağlıksızdır dedim ama işedim yine de. İşerken acaip dumanlar çıktı sidikten. bu havanın ne derece soğuk olduğunun kanıtıydı.
Sonra tam tuvaletten çıktım bi baktım otobüs geliyor. Sevindirik oldum. Sinan abi başta olmak üzere indi otobüsten "hadi çabuk binin" dedi "abi biz konvoy yapıcaz binmiyoruz" dedim "hee öyle mi" dedi "evet" o sırada Feridun ve Eren kapıdan dışarı yaslanıp "Enis nerde enis nerde" diye bağrıyolardı. Gittim selamlaştım. Sonra tam arabaya yöneliyordum ki aklıma 5 kişi sıkış sıkış oturacağımız gerçeği geldi ve ben sinan abiye dönüp "abi boş 1 yer var mı?" dedim "gel gel" dedi gülerek. bende koşarak girdim otobüse. bi baktım otobüs "enis enis inan" diye bağrıyor Daddy cool melodisiyle. utandım. duygulandım. ne yapacağımı şaşırdım. sağolsunlar.
Sonra direkt Başar abi elime bira tutuşturdu. "ve eveeeet deplasman otobüsüne hoşbulduk" dedim. Direkt bestelere giriş yaptık. Berline geldiğimizde sustuk. Biz iner inmez otobüsten hollanda otobüsü geldi. Hasan abi çıktı otobüsten Ersel ve Tolgayı sordum. Gelecekler bekle dedi gülerek.
Sonra Erseli buldum. Sarıldık öpüştük koklaştık. Hala aynı sakin Ersel öyle takılmaya devam ediyor. Tolga da pek fazla zaman geçmeden belirdi. Saç sakal harika olmuş bu arada. Orda söylemedim burdan yazayım. Okuyup okumadığını test ederim böylece.
Neyse efendim. Dedik şehire gidelim. Kreuzberg falan. Türkiyeymiş orası görelim bakalım dedik. Ve 100 kişi metro istasyonuna yürümeye başladık bestelerle. Metroya bindik. Hakkaten raydan çıkacak sandım bir an çünkü tren resmen aşırı sallandı. zaten ondan sonra hep "zıplayan ibnedir löylöy" diye bağırdık. Çünkü hepimiz ölümden korkuyoruz.
Cottbusser tor durağında indik, sonra dışarı çıktık tekrar istasyona girdik bir şeye daha bindik çok karışıktı yani. kafam da iyi olduğundan sadece koyun sürüsündeki koyun gibi diğer koyunları takip ettim durmadan. Tabi bizim tayfaya koyun sürüsü demiyorum, yanlış anlaşılmasın, örnek veriyorum. Yoksa ne tür bi hayvan olduğumuzu gittiğimiz şehirdeki insanlar direkt anlıyor yani.
Sonra ben iyice yoruldum. çünkü o 70 km dışında neredeyse 30 saattir hiç uyumuyordum. Maça da daha 4-5 saat vardı. Ve çok boktan bi hava vardı. Bakmayın siz maç esnasında havanın güzelliğine. gündüz kar çamur her bokun içine bastık yani.
Sonra McDonalds'a gittim, karnımı doyurayım, halsizliğim gitsin diye, çünkü hakkaten bir ara yorgunluktan olsa gerek acaip kötü olmuştum. McDonalds'da beleşe burger yedim, içtiğim beleşe biralardan sonra iyi geldi. Ha tüm yol boyunca içtiğim biralar, yediğim yemeklere para vermedim doğru, ama bu çaldığım anlamına da gelmiyor ona göre. Çok sevgili arkadaşlarım aldılar bana tüm herşeylerimi.
Ondan sonra Merkezde bir yerde tüm diğer tayfalarla buluştuk. Faruk bana meşale emanet etti. Tam o sırada Tolga'yı tekrar gördüm. Sonra bi saniye gelcem diyecekken bi baktım yanında Gökhun duruyomuş. görmemişim. Evet şarbon olan Gökhun. "Gökhun bak bu Enis, yani inan, enis bak şarbon" şekli bir şey oldu kendi aramızda. Sonra onlarla takıldım. Merkez de tahminen bir 300-400 kişi toplanmıştık, bi o kadar da polis vardı. 10 polisten biri ise hep kamerayla dolaşıp bizi çekiyordu. "ulan" dedim "harbi deplasmana benziyor, bu sefer şahane olcak heralde, diğer yerlerde böyle deplasman tayfası gözüyle bakmıyorlar yoksa bize" dedim Eren'e "harbiden aga" dedi.
Yine trenlere sıkıştık ve güzel bir kızın yanında yerimi aldım. sıkış sıkış olduğundan arada kızla vücut daha doğrusu mont temasında bulunduk. hoşuma gitti. 2 durak sonra kız indi yerine fatih kardeşimiz oturunca uzaklaşmaya çalıştım.
Stadın önünde yine panik havası esti. Şöyle ki trenden iniyoduk stada giderken baktım bizim tayfa birisini ortasına almış sözlü sataşma var. Önce herhalde yine fener formalı biridir dedim sonradan öyle olmadığını fark ettim. Olaya zaten Sinan abi direkt müdahale edip "tamam tamam yürü yürü git" diye ayırmaya çalıştı fakat eleman Sinan abiye diklenip "bağırma lan bağırmasana lan" diye bağırınca koşarak yanına gidip kafasının arkasından bir yumruk attım. o an herkes çullandı çocuğun üstüne sırtına ve kafasına 3-5 arası yumruk daha salladığım halde performansımın altında olduğumu fark ettim ve tekme sallamaya başladım. Kıçına baldırına durmadan tekmeler salladım. Polislerin araya girmesiyle direkt kapşonu kafaya geçirdim ve uzaklaştım olay yerinden. Sonradan ortaya çıktı ki Mami'nin bacağına işemiş puştun evladı. İyi ki dövmüşüm. Hem stres attım azcık.
Neyse sonracığıma bi baktım stad önündeyim ama pankartlar daha arabada. Bi koşu pankartları aldık. Meşaleleri ayakkabı içine falan saklamaya çalıştık, benimki zenci çükü gibi olduğundan dışarda zulaladım içeri sokmamaya kanaat getirdim lakin polisler aşırı kontrol ediyordu herkesi.
Sopalı pankartları kontrol ettiklerinden daha üst baş kontrolünden önce sopalıyı açtım adama gösterdim "bunu alamayız" dedi "oha niye" dedim. "Burdaki amblem tekerlekli sandalyeye benziyor, daha demin birisi tekerlekli sandalyeyle çizilmiş gs arması sokmaya çalıştı bu da ona benziyor" dedi, kast ettiği Galatasarayın ilk amblemi. Gökhun geldi noluyo diye sordu olayı anlattım hayvansal bir reaksyonla "OHAAA OHAAA" diye bağırdı 3 kez. Stadda o kadar ses çıkardı mı? sanmıyorum. Neyse adamla baş edemedik, gittik emanetçiye ve orda teslim ettim sopalımı. Kadın sopalara numara yapıştırdı, kağıda da bir numara yapıştırdı, bende sopalara heralde sandı bu salak diye iç geçirip kadına "sopaları al ama pankartımı ver" dedim çıkarttı verdi. Acaip bir mutlulukla koştum tekrar Gökhun ve Tolganın yanına, onlarda sevindirik oldu. Sonra davulu da bir şekilde içeri soktuk derken ikinci kontrol. haydaaa atilla maydaaa. Ama orda bi bok olmadı. ama baya kontrol ettiler yani. Zaten İbo alıntı olmuş sonradan duydum bunu. Adamlar meşaleye el koyup elemanı içeri bırakma olayı bile yapmıyolar. direkt tutukluyolarmış. vay anasını.
Neyse efendim yavaş yavaş sıkıntı bastı bundan sonrasını kısa kısa geçiştircem.
Maçın başlamasına dakikalar kala tartan pistte duran görevliye 2 pankartımı da emanet ettim, ve "sen göz kulak olcan dimi aga" diye soru yönelttim "evet" dedi. bende verdim ve tribüne çıktım. daha maç başlamadan 3 kere yerimi değiştirdim ve en sonunda ideal yeri buldum. En ön sıra.
Tolga, Gökhun, Eren ve ben bir arada durduk maç boyu, ilk yarı göbek tayfa yukarda dursa da çıkmadık oraya çünkü sıkış sıkıştı. zaten 2 kazak ve kalın mont giymişim üşürüm diye. Sıcak bastı ama resmen bir ara. 85. dakika da aynı böyle olursa valla üstümü değiştiririm diye iç geçirmedim değil. Gerçi yaklaşık 40 saattir uyanığım ondan da ateşim çıkmış olabilir dedim ama sanırsam alkoldendi bendeki sıcaklık.
Maç başladı. Devre arası oldu. Tolga fenalık geçirdi. İkinci yarı başladı. Gökhun Burak1905 le görüşmeye gitti. Geri döndü. Tayfa bizim ön tarafa geldi. Sıkış sıkış oldu yine. Yine sıkıntı bastı. Penaltı oldu. Gol oldu. Sevindik. Meşale yaktık. Üstüm başım yandı. Polis biber gazı bombası attı. Öksürdük. Şarbon tükürdü. Maç bitti. Pankartlarımı almaya gittim. Emanet ettiğim ibnenin evladı başkasına vermiş. O başkası benim arkadaşım olduğunu söylemiş o da öylesine vermiş. aramızda demir ve 3 metrelik uçurum olmasa sarılcaktım gırtlağına pezevenkin. lakin en çok emek harcadığım pankarttı. 2 gün uğraşmıştım. Sağlık olsun napalım.
Maçtan sonra eve dönmek için arabalara tıkıştık. Uyudum. Uyandım. Hala berlindeyiz. Yine uyudum uyandım. Hala berlindeyiz benzin istasyonuna uğramışız. Uyudum uyandım. Leipzig. Uyudum uyandım. Nürnberg. Uyudum uyandım. Münih. Uyuyamadım bir daha. ve Innsbruck.
Foto ekleyip yayınlayacaktım yazımı. ama elime foto geçmedi ki. Şarbon paristen dönsün de ben davul çalarkene çektiği fotoyu yollasın.
Gittim doktor'a önce kan testi yaptırmak istediğimi söyledim. Peki dedi, aldı 3 tüp, hazırladı iğneyi, ben o sırada açtım kolumu, ve pazıma kemer gibi bir şey geçirip iyice sıktı. Bir an kendimi uyuşturucu bağımlısı sandım, iğneyi vurduğu an sanki eroini pompalıyomuş havasına girdim. Gözlerimi yarım kapatıp kendimden geçiyomuşum gibi yaptım. Doktor ise o esnada tüpleri tek tek doldurmaktaydı. Doktor işini bitirdikten sonra bana "niye öyle uçmuş gibi bakıyosun" der gibi baktı. Ben hemen toparlandım. Yapıştırdığı flaster'e bir göz attım, ayıcıklar mayıcıklar vardı. "Bu ne" der gibi baktım "sen tee 3 yaşından beri bana geliyosun, o günleri hatırladım da ondan" dedi. Allah'tan doktor erkek değil yoksa ipne mi lan bu diyebilirdim. Teşekkür ettim, tam yediğim şot'un etkisiyle dışarı çıkmaya hazırlanırken "aaa ben asıl şey için gelmiştim" dedim. "Ney için" dedi "öhöhö çok hastayım yau ben" dedim güldü. "Yau valla" dedim inanmadı. "Tamam gerçeği açıklıyorum, 2 hafta sonra istanbula gidecem, ve halletmem gereken bir ton iş var fakat patron izin vermiyor, bende hasta raporu götürüp işlerimi halledecektim" dedim. "Hah şöyle kaç gün hasta kalmak istiyorsun?" dedi şaşırdım "perşembe gecesine kadar olursa harika olur" dedim yazdı raporu ve mutlu mesut şekilde ayrıldım ordan. İlk yaptığım iş patronu arayarak "çok hastayım, gelmiyorum perşembeye kadar" dedim üzüldü adamcağız. Bende eve gidip şu 2 sopalıyı yapayım dedim.
Eve geldim bir şey yapmadım, tüm gün yattım, nete falan takıldım öyle sabaha karşı 5buçukta uyumaya gittim. Salı sabah 9da kalktım şu an neden o saatte kalktığımı hiç hatırlamasam bile yapacak bir şeyim vardı galba. Ama hiç bir şey yapmadığımı hatırlıyorum. Sopalıları boyamaya akşam 4-5 gibi başladım gece 11de bitti. 2 sopalı 1 pankart. Gece 3 de buluşup yola çıkacaktık 9 kişi (2 araba) 4 saat napayım lan ben dedim, tam o esnada Halil "gel buluşup bişeyler içelim" dedi. tamam diyip yola koyuldum.
Buluştum onla, sonra 2şer bira alıp halile gittik. Ömer'de ordaydı, ama o uyuyodu. önce hiç bişey yapmayalım uyusun dedik. Sonra 2 dakika da bi mesaj geline ve bu uyanmayınca çıldırdım. çükümü çıkarıp suratına vurmayı planlasam da halil beni bu fikirin kötü olduğunu, yapmamam gerektiğini lakin kendisine yapılıdığı taktirde katil olabileceğini söyledi. Bende tamam dedim ve yapmadım.
Saat 2ye doğru Ömer'de uyandı, ve ona planımı anlattım. Herzamanki gibi güldü. Tam o esnada Halil'in annesi odaya girdi, ve kahvaltı edip etmeyeceğimizi sordu. Ben yok yengecim demeye kalmadan halil atladı hadi gel kahvaltı edelim öyle çıkalım diye. lan ne kahvaltısı sabahın 9undan beri uyanığım diyecektim ama içimdeki ben'e söyledim bunuda. Oturduk sofraya, en çok yiyen ben oldum gözetlediğim kadarıyla. Bu ama benim aç olup olmamla alakasız bir durumdan ibaret. yemek görünce yiyorum. zeytin falan güzeldi. yağ.
O esnada diğer halil'den telefon geldi, yoldaymış geliyomuş diye. tamam dedik ve hazırlanıp çıktık yola. önce eve uğrayıp yaptığım sopalı pankartları ve çantamı aldım, sonra bizim benzinliğe uğrayıp doktordan aldığım raporu Halile verdim o da arkadaşa verdi, patrona iletsin diye. Sonra Murat diye arkadaşı almaya gittik, sonra diğer 5 kişiyi.
Yola koyulduk, ve benim dilimde durmadan "Nürnberg, Nürnberg" çünkü orda durcaz arkadaşlarla Bavyera tayfasının kaldırdığı otobüsle buluşup konvoy şeklinde berline kadar gidecez. Çünkü Berlin'e hepimiz ilk defa gidiyorduk, hem o tayfayla gidersek tüm herkesle de buluşuruz falan diye planlar projeler ürettim kendi kafamda. Ama heralde söylemeyi unutmuş olcam ki Nürnberg'e 45 km kala uyuya kalmışım. Uyandığımda çiş molası için bir yerde durmuş vaziyetteydik. "Nerdeyiz biz" dedim "bilmiyoruz" dediler "Nürnberge kaç kilometre var" dedim. "Nürnbergi geçtik moruh" dediler. Moruk kelimesinden tiksinsem bile o an başka bir şeyden daha tiksiniyordum. Nürnbergi kaçırmamızdan. Hemen telefona sarıldım, Feridun'u aradım. "Abicim naber... iyi ya bak şey dicektim biz sizi ıskaladık... he.. işte onu soracaktım, tamam biz o zaman bidahaki mola yerine gidelim oranın ismini ben sana mesaj olarak bildireyim siz de orda durun ordan itibaren gideriz kol kola ..... tamam ..... oldu hadi görüşürüz" dedim. O ise "Alo.... iyi abi sağol sen nasılsın..... bizde şimdi yola çıktık... şimdi yola çıktık yeni.... tamam abi olur.... mesajını bekliyorum... görüşürüz" dedi
Sonra gazladık ve 10 km sonra "Streitau" diye bir mola yeri gördük. Hemen mesaj attım. Cevap geldi. 20 dakika geçti görünür de kimse yok. Arkadaşlara sordum "ulan biz kaç km geldik nürnbergden sonra" "taş çatlasın 70" dediler "iyi uyumuşum lan" dedim "hee" dediler. Beklemeye devam ettik.
Bi 15 dakika sonra telefon açtım tekrar "nerdesiniz" dedim "yola çıktık işte geliyoruz şöföre söyledim o biliyormuş orayı falan" dedi "beklemeye devam o zaman" dedim "hehehe" dedi.
Bekledik...
Arkadaşlar da huzursuz oldu arabada "20 dakikaya burdalarmış" dedim. Devam bekledik. Hayır beklemesi sorun değil, dışarsı resmen buz gibi. Bir de rüzgar var. arada hava almaya sigara içmeye çıkmak bile pişman ediyordu insanı. En sonunda gidip biraz sıçayım da vakit geçsin dedim. Tuvalet Alafranga ama kapağı mapağı yok, bırak oraya oturmayı, orda işemek bile sağlıksızdır dedim ama işedim yine de. İşerken acaip dumanlar çıktı sidikten. bu havanın ne derece soğuk olduğunun kanıtıydı.
Sonra tam tuvaletten çıktım bi baktım otobüs geliyor. Sevindirik oldum. Sinan abi başta olmak üzere indi otobüsten "hadi çabuk binin" dedi "abi biz konvoy yapıcaz binmiyoruz" dedim "hee öyle mi" dedi "evet" o sırada Feridun ve Eren kapıdan dışarı yaslanıp "Enis nerde enis nerde" diye bağrıyolardı. Gittim selamlaştım. Sonra tam arabaya yöneliyordum ki aklıma 5 kişi sıkış sıkış oturacağımız gerçeği geldi ve ben sinan abiye dönüp "abi boş 1 yer var mı?" dedim "gel gel" dedi gülerek. bende koşarak girdim otobüse. bi baktım otobüs "enis enis inan" diye bağrıyor Daddy cool melodisiyle. utandım. duygulandım. ne yapacağımı şaşırdım. sağolsunlar.
Sonra direkt Başar abi elime bira tutuşturdu. "ve eveeeet deplasman otobüsüne hoşbulduk" dedim. Direkt bestelere giriş yaptık. Berline geldiğimizde sustuk. Biz iner inmez otobüsten hollanda otobüsü geldi. Hasan abi çıktı otobüsten Ersel ve Tolgayı sordum. Gelecekler bekle dedi gülerek.
Sonra Erseli buldum. Sarıldık öpüştük koklaştık. Hala aynı sakin Ersel öyle takılmaya devam ediyor. Tolga da pek fazla zaman geçmeden belirdi. Saç sakal harika olmuş bu arada. Orda söylemedim burdan yazayım. Okuyup okumadığını test ederim böylece.
Neyse efendim. Dedik şehire gidelim. Kreuzberg falan. Türkiyeymiş orası görelim bakalım dedik. Ve 100 kişi metro istasyonuna yürümeye başladık bestelerle. Metroya bindik. Hakkaten raydan çıkacak sandım bir an çünkü tren resmen aşırı sallandı. zaten ondan sonra hep "zıplayan ibnedir löylöy" diye bağırdık. Çünkü hepimiz ölümden korkuyoruz.
Cottbusser tor durağında indik, sonra dışarı çıktık tekrar istasyona girdik bir şeye daha bindik çok karışıktı yani. kafam da iyi olduğundan sadece koyun sürüsündeki koyun gibi diğer koyunları takip ettim durmadan. Tabi bizim tayfaya koyun sürüsü demiyorum, yanlış anlaşılmasın, örnek veriyorum. Yoksa ne tür bi hayvan olduğumuzu gittiğimiz şehirdeki insanlar direkt anlıyor yani.
Sonra ben iyice yoruldum. çünkü o 70 km dışında neredeyse 30 saattir hiç uyumuyordum. Maça da daha 4-5 saat vardı. Ve çok boktan bi hava vardı. Bakmayın siz maç esnasında havanın güzelliğine. gündüz kar çamur her bokun içine bastık yani.
Sonra McDonalds'a gittim, karnımı doyurayım, halsizliğim gitsin diye, çünkü hakkaten bir ara yorgunluktan olsa gerek acaip kötü olmuştum. McDonalds'da beleşe burger yedim, içtiğim beleşe biralardan sonra iyi geldi. Ha tüm yol boyunca içtiğim biralar, yediğim yemeklere para vermedim doğru, ama bu çaldığım anlamına da gelmiyor ona göre. Çok sevgili arkadaşlarım aldılar bana tüm herşeylerimi.
Ondan sonra Merkezde bir yerde tüm diğer tayfalarla buluştuk. Faruk bana meşale emanet etti. Tam o sırada Tolga'yı tekrar gördüm. Sonra bi saniye gelcem diyecekken bi baktım yanında Gökhun duruyomuş. görmemişim. Evet şarbon olan Gökhun. "Gökhun bak bu Enis, yani inan, enis bak şarbon" şekli bir şey oldu kendi aramızda. Sonra onlarla takıldım. Merkez de tahminen bir 300-400 kişi toplanmıştık, bi o kadar da polis vardı. 10 polisten biri ise hep kamerayla dolaşıp bizi çekiyordu. "ulan" dedim "harbi deplasmana benziyor, bu sefer şahane olcak heralde, diğer yerlerde böyle deplasman tayfası gözüyle bakmıyorlar yoksa bize" dedim Eren'e "harbiden aga" dedi.
Yine trenlere sıkıştık ve güzel bir kızın yanında yerimi aldım. sıkış sıkış olduğundan arada kızla vücut daha doğrusu mont temasında bulunduk. hoşuma gitti. 2 durak sonra kız indi yerine fatih kardeşimiz oturunca uzaklaşmaya çalıştım.
Stadın önünde yine panik havası esti. Şöyle ki trenden iniyoduk stada giderken baktım bizim tayfa birisini ortasına almış sözlü sataşma var. Önce herhalde yine fener formalı biridir dedim sonradan öyle olmadığını fark ettim. Olaya zaten Sinan abi direkt müdahale edip "tamam tamam yürü yürü git" diye ayırmaya çalıştı fakat eleman Sinan abiye diklenip "bağırma lan bağırmasana lan" diye bağırınca koşarak yanına gidip kafasının arkasından bir yumruk attım. o an herkes çullandı çocuğun üstüne sırtına ve kafasına 3-5 arası yumruk daha salladığım halde performansımın altında olduğumu fark ettim ve tekme sallamaya başladım. Kıçına baldırına durmadan tekmeler salladım. Polislerin araya girmesiyle direkt kapşonu kafaya geçirdim ve uzaklaştım olay yerinden. Sonradan ortaya çıktı ki Mami'nin bacağına işemiş puştun evladı. İyi ki dövmüşüm. Hem stres attım azcık.
Neyse sonracığıma bi baktım stad önündeyim ama pankartlar daha arabada. Bi koşu pankartları aldık. Meşaleleri ayakkabı içine falan saklamaya çalıştık, benimki zenci çükü gibi olduğundan dışarda zulaladım içeri sokmamaya kanaat getirdim lakin polisler aşırı kontrol ediyordu herkesi.
Sopalı pankartları kontrol ettiklerinden daha üst baş kontrolünden önce sopalıyı açtım adama gösterdim "bunu alamayız" dedi "oha niye" dedim. "Burdaki amblem tekerlekli sandalyeye benziyor, daha demin birisi tekerlekli sandalyeyle çizilmiş gs arması sokmaya çalıştı bu da ona benziyor" dedi, kast ettiği Galatasarayın ilk amblemi. Gökhun geldi noluyo diye sordu olayı anlattım hayvansal bir reaksyonla "OHAAA OHAAA" diye bağırdı 3 kez. Stadda o kadar ses çıkardı mı? sanmıyorum. Neyse adamla baş edemedik, gittik emanetçiye ve orda teslim ettim sopalımı. Kadın sopalara numara yapıştırdı, kağıda da bir numara yapıştırdı, bende sopalara heralde sandı bu salak diye iç geçirip kadına "sopaları al ama pankartımı ver" dedim çıkarttı verdi. Acaip bir mutlulukla koştum tekrar Gökhun ve Tolganın yanına, onlarda sevindirik oldu. Sonra davulu da bir şekilde içeri soktuk derken ikinci kontrol. haydaaa atilla maydaaa. Ama orda bi bok olmadı. ama baya kontrol ettiler yani. Zaten İbo alıntı olmuş sonradan duydum bunu. Adamlar meşaleye el koyup elemanı içeri bırakma olayı bile yapmıyolar. direkt tutukluyolarmış. vay anasını.
Neyse efendim yavaş yavaş sıkıntı bastı bundan sonrasını kısa kısa geçiştircem.
Maçın başlamasına dakikalar kala tartan pistte duran görevliye 2 pankartımı da emanet ettim, ve "sen göz kulak olcan dimi aga" diye soru yönelttim "evet" dedi. bende verdim ve tribüne çıktım. daha maç başlamadan 3 kere yerimi değiştirdim ve en sonunda ideal yeri buldum. En ön sıra.
Tolga, Gökhun, Eren ve ben bir arada durduk maç boyu, ilk yarı göbek tayfa yukarda dursa da çıkmadık oraya çünkü sıkış sıkıştı. zaten 2 kazak ve kalın mont giymişim üşürüm diye. Sıcak bastı ama resmen bir ara. 85. dakika da aynı böyle olursa valla üstümü değiştiririm diye iç geçirmedim değil. Gerçi yaklaşık 40 saattir uyanığım ondan da ateşim çıkmış olabilir dedim ama sanırsam alkoldendi bendeki sıcaklık.
Maç başladı. Devre arası oldu. Tolga fenalık geçirdi. İkinci yarı başladı. Gökhun Burak1905 le görüşmeye gitti. Geri döndü. Tayfa bizim ön tarafa geldi. Sıkış sıkış oldu yine. Yine sıkıntı bastı. Penaltı oldu. Gol oldu. Sevindik. Meşale yaktık. Üstüm başım yandı. Polis biber gazı bombası attı. Öksürdük. Şarbon tükürdü. Maç bitti. Pankartlarımı almaya gittim. Emanet ettiğim ibnenin evladı başkasına vermiş. O başkası benim arkadaşım olduğunu söylemiş o da öylesine vermiş. aramızda demir ve 3 metrelik uçurum olmasa sarılcaktım gırtlağına pezevenkin. lakin en çok emek harcadığım pankarttı. 2 gün uğraşmıştım. Sağlık olsun napalım.
Maçtan sonra eve dönmek için arabalara tıkıştık. Uyudum. Uyandım. Hala berlindeyiz. Yine uyudum uyandım. Hala berlindeyiz benzin istasyonuna uğramışız. Uyudum uyandım. Leipzig. Uyudum uyandım. Nürnberg. Uyudum uyandım. Münih. Uyuyamadım bir daha. ve Innsbruck.
Foto ekleyip yayınlayacaktım yazımı. ama elime foto geçmedi ki. Şarbon paristen dönsün de ben davul çalarkene çektiği fotoyu yollasın.
2 Aralık 2008 Salı
Venezia #2
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















