31 Ağustos 2008 Pazar

Misafirlerrrr

yarım saat önce sabah 6buçuğa kadar içmenin manasını sorgularcasına salonda sadece boxer'la oturmuş bir yandan televizyonda futbol, bir yandan internet'te sörf yapıyordum. Annemler geldi. ben Annemlerin yanında da boxer la dururum. hava da sıcak yani. aradan 5 dakika geçti annem "hayriyeler gelecek" dedi. ben "ne???" demeye kalmadan kapı çalındı. laptopu bir yana fırlatıp koşa koşa odama kaçtım.
Sevmiyorum misafirleri. üstümü başımı değiştirdim. odamda güvendeyim düşüncesiyle rahatlarken laptopu salonda unuttuğumun farkına vardım. sike sike gittim merhabalaştım misafirlerle. aldım laptopumu. çekildim odama.
Dün gece'nin etkisiyle bi anda bağırsaklardaki basınç'ta artınca tuvalete gitmek zorunda kaldım.
şimdi odamdayım. ama korkuyorum. çünkü 2-3 yaşlarında bi velet'de geldi. odama girmesin Allahım. nolur odama girmesin.

(bkz: misafirlik)

ayrıca şunu da söylemek istiyorum; eski şablon'da blog içinde arama yapabilme butonu şeysi vardı. bundakinde yokmuş. ama ben google'a "sana diyorum misafirlik" yazdım ve kendi yazımı en üstte buldum. çok mutlu oldum.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Rotation banner'i

yani böyle her sayfayı yenilediğinde değişik banner çıkma sistemi olayı şeyi. yardım eden Tolgacığıma bol şükranlarımı iletiyorum burdan. inanmayan f5'e bassın her defasında banner değişiyor. ve bende koltuk altı yazılarımla mesaj veriyorum herkeslere.

tüm bannerleri görmek isteyenler aşağıdaki linklere sırasıyla tıklayabilirler

Bu var, bu var, bu var, bu var, bu var ve bu var

canı sıkılan, ve işi gücü olmayan, ve beni çok ama çok seven sizler isterseniz benim için banner yapabilirsiniz. hoşuma giderse kullanırım onu da. Tolga dediki banner sayısı sınırsız olabilir. bende koyarım yani. çekinmeyin çalışmalarınızı bekliyorum.

Mail adresim yukarda

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Bana benziyormuş


Bunu ben demiyorum. Bunu Tülin başta olmak üzere sadece facebook fotoğrafımı gören kuntz ve ortega bile diyor. Bi de dila dedi demin.

24 Ağustos 2008 Pazar

Ultras Mentalita


-Götü boklu Avusturya liginin derbisini izliyorum. Yemin ederim ki bizim lig'de ki en süper maçtan daha güzel tribün yapıyor adamlar. 5. dakika da Rapid golü attı. Karşı kale arkasında Austria'lılar çıldırdı. ses bombaları ve meşalelerle stadı yıktılar. hakem 5 dakika durduttu maçı. Rapid kalecisi hastaneye kaldırıldı. Duyma sorunu yaşıyormuş ve bilinç kaybına falan uğramış. Hakem Rapid yetkililerine sordu maçı tatil etmek istiyor musunuz diye. Rapid'liler hayır dedi. ve maç gayet normal oynandı bitti rapid 3-0 kazandı. Bu arada maç Rapid'in sahasındaydı.


-Dün Wacker maçındaydım. Tribün çok kötüydü. Nord'un bir bölümü inşaat yüzünden kapalı olduğundan olsa gerek. Ama en son deplasmanda meşaleler, ses bombaları, sis bombaları. El yapımı pankartlar bayraklar sopalılar. Türkiye de nerde var?


-Türkiye de takım ayırt etmeksizin iddia ediyorum ki hepsi korkak. Kavga Mevzu konularından bahsetmiyorum. Bu Meşaleydi Sis bombasıydı falan filan. Görsel şovların tamamı türkiyede yasaklandı nerdeyse. ve hiç bir şekilde hiç bir tribün buna tepki olarak yasağı delmeye kalkmadı. Avusturya da yasak yok mu? yok. Neden yok? çünkü zamanında yasak getirilmesi sadece gündeme geldiği hafta tüm tribünler birleşip o haftaki maçların tamamını neredeyse tatil edecek duruma getirtmişlerdi.

-Avrupa deplasmanındayız. Abilerimiz "aman olay çıkartmayın polis adımı soyadımı yazdı. siz olay çıkartırsanız beni alacaklar" diye bizi uyarıyor. eeee bunları duyduktan sonra daha ben ne diyeyim?



-Hadi bizim memlekette meşale yakmaya korkuyosun. ulan eskiden Sami Yen kapalısında kocaman 3-4 bayrak oluyodu. o bile bişeydi yani. onlar niye yok artık?

-Sakın elinize boya alıp pankart mankart yapmayın. gidip dijital pankart yaptırın. bizim Tribünler = Dijital pankart cenneti...

-hayvan gibi bağırmakla tribün olmuyor işte (ki o da kalmadı artık). oluyordur belki de benim tribün anlayışım farklı. ama madem bağırmak lazım. anderlecht deplasmanına giden rapid'lilerin görüntüsünü izleyelim.



-Tişörtleri çıkartıp tribünde çıplak neden durmuyoruz mesela? Bir de şu forma giyip maça gidenlere ayrı tav oluyorum ama orası ayrı konu.

-Türk tribün kültürü bana göre değil aga. O yüzden planlanan şekilde gelecek bir kaç ay içinde temelli dönersem de tek başıma takılır tek başıma el kol bacak hareketlerimi yaparım. en azından gider yapma açısından iki elle yukarı aşağı yapsam yeter bana.

-Liberta per gli ultras

-Avanti ultras

-ultras mentalita

23 Ağustos 2008 Cumartesi

"Abi ben buraları bilmem"

"Kanka naber" diye açtı telefonu "iyidir senden naber" dedim "iyi nolsun" dedi "yarın vaktin var mı kanka buluşalım" dedim "olur kanka ama ben okuldan döncem sen bostancıya gelirsen iyi olur bende takılırız biraz sonra dışarı çıkarız falan" dedi "olur ama ben oraları bilmem nasıl gelcem" dedim "kadıköyde ki beyaz şapkalı minibüslere binceksin kanka" dedi "ehehe minibüsün şapkası mı var" dedim "olm anla işte" dedi "haaa şu şey" dedim "heh o şey" dedi kapattık telefonu. Ertesi gün saat 3e çeyrek kala vapuruyla Beşiktaş'tan Kadıköy'e geçtim ve minibüslerin oraya doğru yol aldım. şapkanın rengini unuttuğumdan önce başka bi minibüsçüye "abi bostancı gösteri merkezinin oraya gitçem neye binmeliyim" diye turistik bir soru sordum "ilerde solda" dedi ileri gittim sola döndüm ama bulamadım aradığımı. en iyisi telefon dedim. açtım telefon "Safa kanka naber ya ben minibüsleri karıştırdım. neye bincektim. şapkası hangi renkti" dedim "beyaz kanka" diye başladı ve 3 dakika konuşup 18 kontörümü yedi. önce Safa mına koim senin dedim kapattıktan sonra telefonu. sonrasında neyse dedim ve bindim Minibüse.
Safa'nın da tavsiyesine uyarak binerken şöföre "abi bostancı gösteri merkezinde incem. gelince söyler misin ben bilmiyorum" dedim. "tamam" dedi. Abi'nin yani Minibüs şöförünün tipi Sedat Peker, bakışları Emrah, ses tonu ise Ümit Besen gibiydi. En ön koltuğa oturduğumdan uzunca inceleyebildim.
Yol almaya başladık ve bende takip'e başladım. yolları ezberlemek istediğimden değil de şöföre güvenmediğimden. 10 dakika geçti safa aradı "Nerdesin kanka" dedi. "şu an şükrü saraçoğlu stadını görüyorum" dedim "ohooo daha çok var" dedi "kanka sen tahminen bilirsin ne kadarda orda olacağımı. çık minibüs durağında bekle ben seni görünce inerim" dedim "sen söyle şöföre o indirir" dedi "iyi peki" dedim. Aslında küfürüm vardı ama milletin içinde edemedim.
5-10 dakika daha geçti ve Şöförün tavırları gayet nazikçe olduğundan bir anda kendi öz amcam'mış öz dayım'mış gibi hissettim ve feci güven duygusu besledim kendisine. Güvenim üst düzey olduğundan azıcık telefonumda rally oyununu oynayayım dedim. 2 kere rekorumu kırıp içten içe sevinç gösterileri sergilerken kafayı kaldırdım ve sokak tabelasında "Maltepe" yazısını okudum. Bir panikle telefonu cebe attım ve şöföre "abi inecektim ben ya" dedim. Bu sefer Emrah'ın bakışlarını Ümit besen'in ses tonunu üstlenen taraf ben olmuştum. "hı" dedi şöför. O nazik "buyrun hanımefendi" diyerek yolcu indiren adam yok olmuş "hı" diyen bir ayı yerini almıştı şöförün. "Abi ben.. bostancı gösteri merkezi... inmek.. offf yaaa burası neresi ya rabbim" dedim. "aaaaa unuttum yau kardeş sende hiç hatırlatmıyon" dedi. "hı hı" dedim. hemen para uzattı ve "git karşıdan bin" dedi. sağol diyip parayı alıp atlayarak indim minibüsten.
Karşıya geçtim Minibüs'ü beklemeye başladım bu arada da içimden baya bi gülmeye başladım. Minibüs geldi. şöföre parayı uzatarak "abi gösteri merkezine gelince indirir misin ben yabancıyım buralara" dedim. "tamam" dedi. Bu seferki şöför'ün tipi de ayı, sesi de ayı, bakışları da ayı, hatta yanında gönüllü olarak mı paraları alan bilemediğim arkadaşı da ayı gibiydi. en arka koltuğa oturdum ve ralli oyunuma kaldığım yerden devam ettim. Bir yere vardığımızda ise yanımda oturan bir eleman "sen gösteri merkezinde inmeyecek miydin" diye sordu. "eee. evet" dedim "aha bak şu arkası" diyerek lunapark vari bir yer gösterdi bana. "abi müsait bir yerde...." dedim anında kapılar açıldı. ve indim minibüsten. şöför yine unutmuştu. yanımdaki eleman olmasa kadıköye kadar yolu vardı bu yolculuğunda.
Sonra safa'yı da halı dükkanının önünde bekledim. geldi "ulan 1 buçuk saat oldu nerdesin sen" dedi. "Ebeni zkim safa, inip karşılasaydın ya beni" dedim. ve Bira içmeye gittik.

Aranıyor

Karikatür marikatür çizebilen bir eş dost hısım akraba makraba varsa lütfen bişeyler desin. Kerem eşşeği dışında. Bi de Kardelen'in de dışında.
Hatta direkt sorayım. Benim karikatür şeklimi çizebilecek yeteneklere sahip bir genç aranıyor. Parası neyse vericem.

21 Ağustos 2008 Perşembe

Spor?

Abi bu hızlı yürüme çok mal bi spor yau.
Götü sallayarak yürüyosun 20 km, e 20 km böyle yürüdükten sonra o göt üstünde oturamazsın. Ayrıca çok komik lan :D hahahaa şu an olimpiyatlarda canlı izliyorum ordan aklıma geldi. amenıuahşeuae bu ne lan hahahaha kendimden geçtim valla.

düşünsene 50 metre önünde finiş. sen 2 adım geridesin. ben dayanamam koşarım. yürüyo lan bunlar hahahahaha. hayatımda ilk defa yazı yazarken bu kadar güldüm anasını satiyim

Usain Bolt'un yerinde olsam....

.... kapkaççı olurdum Allahıma. Yakalayana aşkolsun.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

David Guetta - Tomorrow can wait

Live life given now
Tomorrow can wait
Dance all through the night
Sleeping all day
Stuck inside a box
You gotta get out!
Stand up, get up
Live your life now come on!

Stand up, get up!
Come on, yeah yeah yeah!
Come on, come on!

(Chorus)
Live life given now
Tomorrow can wait
Dance all through the night
Sleeping all day
Stuck inside a box
You gotta get out!
Stand up, get up
Live your life now come on!

Stand up, get up
Let’s go right now!

People lining through this life we lead
Never knowing what we’ll find out
So we living, working, and waiting for the day
There’ll be something thats coming to take the pain away
And we wait for nothing inside your ways
You gotta let that fun girl through!

(Chorus)

Sometimes it feels
How love indeed
And when just floating
Searching infinity (infinity x4)

Come on and dance here tonight
Tomorrow can wait
Dance all through the night
Sleeping through day
Stuck inside a box
You gotta get out!
Stand up, get up
Live your life now come on!



Zevklerimiz uyuşmuyormuş meğer

Havuza yansayan mehtap'a karşı şezlong'lara uzanmış bir şekilde yatıyorduk yeni sevgilimle. Yeni diyorum çünkü o geceden 3 gece önce sahilin sıcak kumunda voleybol oynarken tanışmıştım kendisiyle. Aslında resmen sevgilimde değildi fakat çok iyi anlaşıyorduk. Tatilin tamamını ona adayacak kadar da sevmiştim ilk günden.
Gece olduğu için saatlerdir havuza kimsenin girmemesine rağmen havuzdan burnumuza burnumuza gelen sidik ve klor karışımı koku beni rahatsız etse de Kübra pek umursamıyordu, veya o da benim gibi belli etmek istemiyordu. Çok güzel başlayan gece o koku yüzünden muhabbete olan konsantremi bozmuştu. Kübra'nın sorduğu sorulara, anlattığı hikayelere kulak veremez olmuştum. Aklımda hep "ulan ne pis insanlar bunlar ya, havuza işenir mi? hadi bebek olsan neyse de koskoca adamlarsınız, kadınlarsınız. Utanın ya. Hadi bende işiyorum eyvallah'ta. yani yine de biraz saygı yahu" diye kendi kendime isyan ediyordum.
Üç beş dakika daha dayanabildim ondan sonra Kübranın kolundan tutup "kalk Kübracığım kalk, gidelim burdan, ortamı beğenmedim" dedim "3 saattir burdayız ama Enis yeni mi farkına vardın" dedi "yok bilmiyorum bir anda öyle gidesim geldi, kalk sahile gidelim orda dolaşalım" dedim "peki nasıl istiyosan" dedi ve eller cepte, çok ağır adımlarla, az belirgin bir şekilde her adımda sağa sola sallanarak ve yere bakarak yürüdüm sahile kadar. Daha sonraki yıllarda keşfettim ki bu bende sadece hoşlandığım ama açılamadığım kızların yanında ki yürüyüş şeklim oluvermiş. Zira Kübra kendimce sevgilimdi ama ortada resmi bir şey olmadığından arkadaştan da öte birisi değildi.
Sahile vardığımızda ise "Ayy enis dur ayakkabılarımı çıkarayım kum girmesin içine" dedi kübra. Bekledim. Bende terlik olduğundan sorun yoktu. Sahilde çok romantik bir şekilde yürümeye başladık. Sahile vuran dalgaların sesi ise artık romantikliğin doruk noktasına geldiğinin işaretiydi. Kübra da ortamdan etkilenmiş olsa gerek koluma sarılıp başını omuzuma yaslamıştı. "Artık burda da açılamazsan hiç açılamazsın oğlum. Hem ortam süper, böyle bir ortamda hiç bir kız çıkma teklifini red edemez" diyip cesaretimi topladım. "Kübra...." dedim titrek bir sesle "efendim Enis" dedi anında. Sanki "hadi sor hadi artık sor. evet diycem valla bende senden hoşlandım sor artık" diyecekmiş gibi heyecanlı bir şekilde "efendim Enis" dedi. "Ya işte belki çok erken.. ama...." dedim. Tam kendimi hazır hissediyordum ki, tam cümlenin sonunu getirecektim ki, tam Kübranın gözlerindeki o parıldıyı görmüştüm ki azıcık ötemizde hayvan gibi bağıra çağıra gecenin bir vakti anadan doğma şekilde denize giren 4-5 kişilik bir grup gördük. Kübra aldırma onlara dercesine baksa da bana dikkatim dağılmıştı bir kere. Bende istiyordum cıbıldak cıbıldak denize girmek. Kübra "Enis ne diyecektin sen bana" diyip yanaklarımdan tutup suratımı kendine doğru çevirdi. "Yaa şey diyecektim, şu yanımızdaki çocukları görüyo musun? Acaba diyorum bizde soyunup çıplak şekilde denize girsek mi? kesin çok eğlencelidir" dedim. Offffff diye tükürüklerini saçarak isyanını dile getirdi ve arkasını dönüp ve gitti. Ben ise çıplak yüzmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu ilk o gece keşfettim.

Yeni Lara Croft'muş


Şimdi nasıl desem aga.
Angelina Jolie senin yanında anca bok yer bok.

Fotoğraflar için gökmen'e teşekkürler :)

18 Ağustos 2008 Pazartesi

İlk iş günüm

İşe daha yeni başlayacaktım. İş garanti olduğundan sadece gidip yaklaşık 1 yıl önce tanıştığım şirketin genel müdürüne "selam ben geldim" diyecektim. Sabah erkenden uyandım. "ilk iş günü vaktinde git oğlum" dedim ve giyinip çıktım evden.
Verdikleri adresi buldum fakat o adamı nasıl bulacaktım? Alt katta kapısı açık bi dükkana gittim ve "Mr. Özgü'yü arıyorum ben" dedim. Orda bulunan kadın kalktı ayağa ve nasıl 3. kata çıkacağımı gösterdi. atladım asansöre çıktım ve beklemeye koyuldum. Kendisi azıcık geç kaldı. Geldikten sonra sanki takım elbise giymişim ve saygımdan önümü ilikleyecekmişim gibi yaptım. o nasıl oluyor lan diyeceksiniz şimdi biliyorum. valla açıklaması zor ama tişörtümü alıp oraya buraya çekiştirdim işte. zaten diğer elimde de sivi'mi tutuyordum.
"Gel enisciğim gel kardeşciğim" diyerek gayet içten bir şekilde beni odasına davet etti. Girdik, ceketini çıkarttı, çantasını yere koydu, ve hayvan gibi olan patron koltuğuna kendini resmen attı.
Bende masanın diğer tarafında duran tabureye (evet hakkaten tabure vardı, sırtımı bile yaslayamadım, resmen eziyet çektirmek için koymuş sanki onu oraya) oturdum.
"eee nasılsın, çabuk buldun mu burayı" dedi "evet abi valla viyana pek bi harikaymış şahane ulaşım sistemi yapmış adamlar ehehe" diyip hemen yaşadığı şehri övdüm. övdüm ki o da beni övsüm. "hee benim arabam var ben bilmiyorum otobüsleri pek" dedi. "ehehe" dedim tekrardan.
Herşeyi pek bi detaylıca konuştuktan sonra "gel sana arkadaşları tanıştırayım" dedi. kalktık çıktık odadan ve her karşımıza çıkan herkesle tanıştırdı beni. daha doğrusu ben arkasında duruyodum o da "naber kenan işler nasıl. iyisin? tamam hadi görüşürüz" diyip tam yanından ayrılmak için arkasını döndüğünde beni fark edip "haa bak enis kenan kenan enis. enis bizim yeni elemanımız" diye beni tanıştırdı herkesle.
Sonra aşağı kat'a indik. "Enis burası da bizim müşterilerle direkt ilişki de olduğumuz şubemiz" dedi "nasıl bir ilişki ya rabbim bu" diye içimden geçirdim. sonra yolu sorduğum kadını gördük. daha demin yol sorduğum birisiyle tekrar tanışmak için karşılaşmanın ne kadar iğrenç olduğunu o an anladım. ama yapacak bir şey yoktu. zaten ben işe başladıktan 3 gün sonra kovuldu garibim. boşuna tanıştım.
Bana odamı gösterdikten sonra yanımdan kayboldu bi anda Mr. Özgü. kaybolmadan önce de "hadi başla işe" dedi. ilk iş günüm olduğundan hiç bir olaydan haberim yoktu ve yardım edecek kimsem de yoktu. oturdum. bilgisayarı açtım. msn'i yükledim. ve tam 13 ay sonra istifa mı verip işten ayrıldım.

16 Ağustos 2008 Cumartesi

Meslektaşlarla nasıl dalga geçilir?

Finiş'e 15-20 metre kala kolları açıp daha koşu bitmeden sevinç gösterilerine başlayarak.

Yetmiyormuş gibi dünya rekorunu 3 salise geliştirip herkesle bir daha taşşak geçerek.

Jamaicanian taşşak

What is this?


This is a....












Pervaneeeeeeeee and Evrim online oliyür.

Sıcak yaz günleri için düşünülmüş fakat innsbruck gibi ağustosun ta ortasında 15 derece olan bir yerde 6.99 Euro'ya satışa sunulmuş. kaçırır mıyım? kaçırmam.

Türk anneleri eczane gibidir



E - Anne boğazım ağrıyo, hatta şişmiş galiba
Y - dur bakiyim
....
Y - (alakasız bir yere dokunarak) hmm burası şişmiş
E - mırılmırıl
Y - tüh eczaneye gidecektim unuttum görüyo musun. dur dur var şurda bişeyler
E - yararı olur mu ki bunun?
Y - olur olur........
E - ehh

15 Ağustos 2008 Cuma

Düzen

Çarşamba günü işe başladım. Çarşamba gününe kadar olan düzenim şu şekildeydi.

Gece 03:00 - 07:00 arası yat - 11:00-14:00 arası kalk

Çarşamba saat 7:30 dan 13:00a..
Perşembe saat 5:00 dan 13:00a..
Bugün (Cuma) saat 5:00 dan 13:00a kadar çalıştığımdan uyku düzeni tırtlaştı.

Gece 3e doğru uyuyorum. 4'de kalkıp işe gidiyorum. Öğlen 2 gibi eve gelip yatıyorum. Akşam 6-7 arası kalkıyorum. Gece 12 civarı yatağa yatıp 3e kadar tavana bakıyorum. Gece 3e doğru uyuyorum....................

Neyse ki yarın son defa sabahçıyım bu hafta için. Sonra gececi olup 21-05 arası çalışacağım. süpersonik olacak.

Ha bu arada, ne iş yapıyon birader? diyecek olursan:

Avrupanın hatta Dünyanın en şahane Benzinci Kasiyeriyim (kayseri değil kasiyer)

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Sıkıyosa çıldırma

320x.blogspot.com u takip edenler bileceklerdir ki bir kaç gün önce şu fotoğrafı yayımlamıştım.

Demin (yaklaşık yarım saat önce) adamın biri yorum atmış.

Tolga msn'den bu yorumu bana kopyalıyor. ne diyor lan bu diye soruyor bana. tercüme etmiyorum çünkü olayın şokundayım çünkü o an linke bakıyorum ve kendi çektiğim fotoğrafla karşılaşıyorum tercüme edecek hal mi kalıyor? oha moha derken anlıyorum olayın aslını. Meğer o fotoğraf benim çektiğim değil aynı anda aşağı yukarı aynı yerden çekilen bir fotoğrafmış. Adam'da zaten "güzel şimşek.. gördüğüm an tanıdık gelmişti.. aynı anda yakalamışız ;)" diyor

adama bir mail atıyorum ve an itibariyle cevap bekliyorum.

sonuçta adam Nikon d70 kullanıyormuş. eeehhh tanışalım kaynaşalım, ekipmanından yararlanalım dimi ehehe

12 Ağustos 2008 Salı

Alt + F4

Yaptığı bir şeyi bir süre sonra silmek, hiç olmamış gibi davranmak isteyenleri anlamıyorum.
Biriyle paylaştığı bir şeyi o gittikten sonra yok edenleri anlamıyorum.
Bir fotoğraf çekip o fotoğrafı yırtıp atanı anlamıyorum.
Anıları yok etmeyi anlamıyorum.
anlamıyorum.
anlamlı.
Anı.
anlamsız.
anlamsızlaşıyor.
Anıları yok etmek anlamsız.
Bir fotoğraf her ne kadar acı olsa da anı olarak kalmalı
Paylaşılan bir şey yıllar sonra karşına çıkmalı o günler hatırlanmalı.
Silmeyin, yok etmeyin arkadaşım. Yaptığınız, Yazdığınız her şeyi saklayın. Anılar güzeldir.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Röpörtaj

Merhaba Enis öncelikle seni biraz tanıyalım? Ne zaman başladın bu işlere? Küçüklüğünde böyle miydi? kısaca biraz bahsedersen...

Valla tanıtacak aslında pek bişey yok, eylül 87de doğmuşum, okul mokul askerlik derken 20 yıl 11 ay geçmiş hemencicik. küçüklüğümde aslında hiçte böyle biri değilmişim. sessiz sakin ufak tefek birisiymişim. çoğu zaman hatta öğretmenler bile benim okula gelip gelmediğimi anlamazlarmış o kadar sessizmişim.

Peki şimdi çok mu değiştin yani?

Hayır aslında ben değiştiğimi düşünmüyorum da üzerimdeki utangaçlığı bir nevi olsun attım herhalde. Eskiden birisi gözümün içine baktığında gözlerimi kaçırırken, şimdilerde 2-3 saniye falan dayanabiliyorum.

Evet farkındayım, konuşmaya başladığımızdan beri boşluğa bakıyorsun konuşurken...

eeheihehee

Blog alemine girişinden biraz bahseder misin? nerden esti, ilk başta bu blogu açarken belli bir amaçla mı açtın. Günde ortalama 39 milyon hit bekliyor muydun?

Açıkcası blog olayına ben bi nevi günlük, can sıkıntı giderici, ve kendini tatmin etme yeri olarak görüyorum. eskiden onlarca kez günlük tutmaya çalışmıştım ama her akşam yatağımda "bugün okula gittim, sonra eve geldim, yemek yedim, playstation oynadım ve şimdi yataktayım" yazmaktan bıkıp 2-3 gün içerisinde de bitirmiştim. Tabi o günler baya bi ufaktım ve günlük olayını hakkaten günlük olarak algılayanlardandım. Bloga başladıktan 7-8 ay sonra, yani daha geçenlerde, anladım ki aslında benimki de bir nevi günlük. Meğersem günlük böyle hergün yazma zorunluluğun olan bir şey değilmiş dedim kendi kendime.
Günde 39 milyon hit'e gelecek olursak. valla açıkcası beklemiyordum. ama sağolsun sevenlerim tıklamışlar.

Peki neden bu kadar meraklısın günlük tarzı yaşadıklarını anlatmaya? veya yazmaya? sonuçta çok eski bir klişedir ki günlük tutmak aslında kızların işidir. yani baktığımızda filmlerde dizilerde hep kızların günlükleri konu olmuştur. hiç bir erkeğin günlüğü konu olmamıştır.

This is real life abi. filmde ona bakarsan o kız "maykıl'la çok iyi zikiştik" yazıyo ve babası görüyo ama hiç bir şey yapmıyor. bu mümkün mü günümüz çağında?

Yazdıklarının okunmasından memnun musun?

Abi saçma sorular sormaya başladın, memnun olmasam bloga girişi engellerdim. veya word dosyasına yazardım kendime saklardım yani.

Bu yazıklarının belli bir hedefi var mı? belli bir hedef kitleye hitap etmek istiyor musun? yoksa sadece öylesine mi yazıyorsun?

Aslında bu yazdığım herşey şifreli. çok derin anlamları ve çok karışık şifreleri var. o şifreler büyük ihtimalle ben öldükten sonra çözülecek ve çözüldükten sonra dünya tamamiyle değişecek.

Nasıl yani?

abicim benim amacım sadece kendi yazdıklarımı haftalar sonra okuyup kendi kendime gülmek o kadar.

hmm, ya enis röpörtajı burda keselim, çünkü hem sen şizofren oldun karşında benim gibi senle röpörtaj yapan birini hayal edip sallamasyon sayılarla ve cevaplarla kendini önemli biri gibi hissetmeye başladın. hemde röpörtaj boktan oldu, ilerde tekrar şizoya bağlarsan yaparız yine tamam mı canım?

ok.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Hayatımı kararttınız ey facebook oyunları...

Asosyaller için ideal.
İnsana işi gücü bıraktırır. En sevdiğim dizileri, en çok yaptığım şeyleri bir kenara bıraktım. Sanal alemin kralı olma yolundayım.


5 Ağustos 2008 Salı

Hangisi hayvan?


ilgili video için tık.

Abaza mısın? Sapık mı?

... hayır İtalyansan süpersin


Bugün gönül rahatlığıyla poker oyanayayım dedim. 200 çip'le katıldığım masanın hanuna kodum ve 9000i geçtim göründüğü gibi. sonracığıma Gözde diye bi hatun geldi. önce selam vereyim dedim, sonra kesin abaza damgası yerim diye vazgeçtim.
tam ben vazgeçmiştim karı beni italyan sandı ve direkt selamı o verdi. come va?
süpersonik italyancamı konuşturdum bende.
peki ey caaaanım. benim orda adım Fabrizio olmasaydı sen bana selam verir miydin?

ha senin adın peki niye Fabrizio ve network'ün italy diye soracak olursanız. böyle kızlar bana yazsın diye, çünkü italyanları seviyorlar ya.. dimi? (soruyu yönelttiğim kişi kendisini biliyor)

Ayrıca masa'da biri israil diğeri ürdün network'lü 2 eleman vardı. kesin birbirlerine girerler şimdi dedim. baktım adamlar gayet rahat oynuyolar. sinirlendim gittim "Fuck Zionism" yazdım, ve rahatladım.

3 Ağustos 2008 Pazar

Yarın saat 10:15de...

tabi muhabbeti ömerle yaptığımdan görünenden kat kat komik bi olaydı.

1 Ağustos 2008 Cuma

Kura çekimi

Gece çok geç yattım, saati tam kura çekiminin başlama saatine kurdum ki bir dakikasını bile kaçırmıyim. Saat çalmaya başladı gözlerimi açar açmaz gece tv izlerken sızdığım için yere düşüp pilleri oraya buraya saçılan kumandayı aldım elime, pilleri tekrar yerleştirdim ve bastım 13e (13 eurosport olarak kayıtlı) baktım dındırıdın diye şampiyonlar ligi şarkısı çalınıyo, aha dedim harikayım.
Uefa nın genel sekreteri konuştu bi saat, dinlemedim tabiki, hayal kurdum, "juve olursa torino ya giderim, fiorentina olursa firenze yaparım, ama liverpool olursa gitmem çünkü o kadar param kalmadı." dedim kendi kendime.
tam genel sekreter sözlerini bitirdi, başka bir eleman geldi, kura çekiminin bazı kurallarını anlattı. onu dinlemeye çalıştım ama eurosport'un harika dolmeçırı bana ne ingilizceyi dinlettirdi ne de almanca'yı duyabildim. Sonra 1 torba da ki takımları gösterdiler 3-5 takım saydı çok güçlü bu senenin favorisi dedi eurosport spikeri, 2. torbaya geçti 3 takım saydı ve tabiki arasında galatasarayı da sayıp "şalke'nin düşmemesi gereken takımlardan biri" diye bahsetti, azıcık gurur duydum. ama topic açacak kadar gurur duymadım çünkü alıştım artık ehehe. neyse efendime söyliyim tam 2 top çekti birini açtı "anortosis/rapid wien" dediiii ve telefon'um çaldı...

anne -oğlum alışverişimiz bitti gel bizi arabayla al yağmır yağıyor evladım biz şort tişört çıktık sabah güzeldi çünkü hava hadi yavrım
ben -15 dakka bekleyin yav kura çekimi var
anne -YAĞMUR DEDİM ÜŞÜYORUZ DEDİM SEN NE SÖZ DİNLEMEZ ÇOCUK OLDUN BÖYLE SEN NEDEN BÖYLESİN NEDEN ALLAH SENİ KAHRETMESİN BEN SANA HİÇ BİR ŞEY ÖĞRETEMEMİŞİM DEMEK Kİ
ben -tamam geliyorum

gittim, aldım, geldim. eurosport reklamda. koştum daha önceden akıl edip pc'yi evden çıkmadan açtığım için kendimle bir kez daha gurur duydum ve 1 saniye bile kaybetmeden hemen uefa.com'a girip steau ile eşleştiğmizi öğrendim.
evde oturup "YESSSS! COME ON YOU İRONS" diye bağırma hayallerim'de başka bahara ertelendi. ben daha çok frodo gibi "HUH" yaptım...

Galatasaray - Steaua Bucuresti

1989'un intikamı geldi çattı (nasıl bi intikamsa, 100 yıl karşılaşmasak hiç aklımıza gelmez intikam mintikam)



Fotoğraf 4 Nisan 1989 da Bükreş'de 4-0 mağlup olduğumuz maça aittir. Steaua formasıynan top tepen Hagi'dir.