29 Şubat 2008 Cuma

N'oluyor yahu?

Özhan başkan olmayacağını açıkladı, aynı hafta da Futbol'da Fenerbahçeyi, Erkek Basketbol'da Asvel'i, Bayan Basketbol'da Electra Ramat Hasharon'u eleyerek 3 branş'ta da bir üst tura çıktık.
ulan Özhan 1 hafta önce aday olmayacağını açıklayaydın ya Leverkusen'de eklenseydi şu listeye.

Herşeyin sorumlusu onlar

Aslında her şey 11 eylül'de başladı. evet o bildiğiniz 11 eylül, hatta sonrasından Word'ü açıp içine uçağın numarasını yazın ve winçing yazı şeklini seçin size yumurtadan sürpriz çıksın şeklinde hikayeler çıkan 11 eylül.
Liseye kayıt olmaya gittim, eve geldim, uçakların apartmana girişini izledim, her kanal aynı şeyi verdiği için diziler iptal oldu o anlık, ve ben çok feci sinirlendim.
Annem eve geldi, bana yemek hazırladı, uçakların binaya girişini izledi, ve ne olduysa ondan sonra oldu.
Bir telefon, liseden, akademi olanından, "bekleme sırasındaydınız, yer boşaldı, sizi akademimize alıyoruz, yabancı dil olarak malesef italyanca full, ama fransızca kursuna yazıldınız".
Anneme söyledim, havaya uçtu, malum üniversiteye sadece o okulu bitirip gidebilirdim. benim gideceğim düz liseden gitmek pek mümkün değildi.
Gitmeye başladım. o okuldan önce 4 yıl 25 erkek'le birlikte 1 sınıfı paylaştığımdan abaza kesilmiş vaziyette daha okulun ilk haftasında 20 kıza yazıldım. ergenlik çağımdı, suratımda çok sivilce çıkmadı, çıktığı zaman ama suratımın yarısını kaplayacak şekilde çıktığından kızlar tekliflerimi kabul etmediler.
o ilk hafta da ki dersleri kaçırdım, ve ondan sonra zaten dersleri yakalamak imkansız oldu bende 1 yıl şekil olsun diye akademiye gittim. 1 yıl boyunca hep aynı haltı yemek insanın canını sıkmaz mı? 1 kıza 5 kere yazıp. 5inci reddedişinden sonra suratına tükürmekte malesef sadece o günler yaptığım şeydi, oysaki o cesaretim ve özgüvenim şimdilerde olsa tükürecek o kadar çok kız var ki sırada bekleyen. ama ben tükürmüyorum, çünkü o kızların en iyi kız arkadaşları beni seviyor.
sonra düz lise yıllarım geldi. çok güzel günlerdi. hele o 1inci sınıf şahaneydi, batak oynamayı orda öğrendim mesela, kavga etmeyi de, rugby oynar gibi kavga ederdik. çok güzel günlerdi bee. sonra sarışın muhasebe hocası beni sınıfta bıraktı, hemde haksız (harbiden haksız, bak bak inanmıyo, ulan haksız diyorsam haksız vallahi bak, inanmıyorsan ebene sor) yere.
sonra yer döşemeciliğinde işe başladım, yer döşemeciliği aslında güzel işti, hoşuma gidiyordu, ama dizlerim 3 ayda pert olmuştu, zaten 3 aylık anlaşmam vardı, ama çok şey öğrendim mike sağolsun. sonra 2 aylığına viyanada iş buldum, turizmle ilgili. 2 ay viyanada kaldım. gittiğimde evim barkım yoktu tabi, öğrenci yurduna gittim, oda istedim, öğrenci olduğuma dair kimlik istediler, unuttuğumu söyledim, sorun değil dediler ve 2 ay 1 oda da kaldım. sigaraya başladığım tarih o günlere dayanır.
sonra geri dönüp 2 gün geçmeden askere gittim, 6 ay sonra geri döndüm ve tekrar viyanaya gittim, bu sefer almadılar beni yurda bende 4 ayı arkadaşta olmak üzere toplam 14 ay hemen hemen hergün içtim, geri döndüm karaciğer pert, böbrekler nanay, çiş torbası hebelük.
şimdi hayalimdeki işi yapmaktayım.
11 eylülde o telefon olmasaydı büyük ihtimal düz liseye o süperdangalak insanlarla aynı sınıfa gitmicektim, can sıkıntısından liseyi bitirecektim ve alışveriş merkezindeki "informeyşın sentrıl" da çalışıyor olacaktım.

29 şubat


-oha bugün 29 şubatmış, bugün doğanların mınıkıyım* ehemeheme

-evleneceksen bugün evleneceksin, evlilik yıldönümü derdinden kurtulursun, yok unuttun yok hatırlamadın derdi yok, 29 şubat olduğu senelerde de "ben onu seneye sanıyordum" mazereti gayet uygundur. ben mesela bugünün 29 şubat olduğunu bugün öğrendim.

-bugün doğanlarla ne güzel taşşak geçilir hehehe

-bugün doğanların mınıskim* euehehe

-bu güne karşı niye bi kinim var bende bilmiyorum ama çok komik bi gün.

-29 şubat olmasa 1 milyar yıl sonra yazın kış kışın yaz olurdu.


*bugün doğumgünü olan biri burayı okuyosa kusura bakmasın, nice mutlu yıllara.

Maç gününden notlar

Maçın başlamasına var 47 dakika, çalışıyorum ben. patron diyor ki akşam 7buçuk'ta buluşuyoruz işimiz var. ben diyorum ki "kusura bakma aga ama bugün derbi var sen 7buçukta bekle, ben 2 saat gecikirim". diyor ki "tamam hemen gidelim 19:15 gibi biter iş". bende "maçın 1 saniyesini bile kaçıramam" diyorum. "tamam" diyor, ve ben eve kaçıyorum.

maçın başlamasına var 45 dakika, maç başlıyor, hakan nasıl kaçırırsın onu, bırak ümit vursun, hadi olm, vur hakan, gooool, hadi çocuklar, siktir git lugano, vur lan aaahh beee, ne buna faul çalınır mı, topal kaçırma o adamıııı, ne 4 dakika mı dalga mı geçiyor hiç uzatmasaydı ipne, hadi yürü olum, oha noldu, ilk yarıyı nasıl bitirirsin pezevenk, hadi vur olum, ulan ayağını uzat be, buna da kart mı verilir, buna faul mü çalınır, buna kart mı verilir, buna faul mü çalınır, indirin lan onu, bala bak, ulan yine geliyo indirin, rıdvan nolur gol olur, hasiktir gol, hadi saldırın lan, noldu aaa kırmızı kart, naptı, ee haklı hakem, ona verdin buna da vereceksin tabi, hadi lan saldırın, 6 hücum adamı var kim pas verecek peki bunlara, hadi vur olm, o top öyle mi alınır, hadiiii goooooooaaaeeeüüüuuulll, volkan seni sevmiyorum, ona kırmızı doğru da buna kırmızı niçin, ne güzel oluyor oh oh fenere de koyması, alo, tamam, haydi şerefe, kafam güzel lan, milyonlarca taraftarın yanyana, söyle fener söyle, birama kesin hap attılar, zzzZZZzzz.

25 Şubat 2008 Pazartesi

ne diye aldım ben bunu?


boşa harcayacak 10 Euro'nuz varsa mutlaka alın. zaten ne diye aldım bende bilmiyorum.

Şehitler Ölmez


Askerdeyken, özellikle gece nöbetlerinde düşündüğüm tek şey vardı, "milyonlarca insan şu an uyuyor, biz burdayız"
şimdi ben uyuyorum, onlar savaşıyor. Allah bütün Askerlerimize güc ve kuvvet versin.


Not: 3 günde Şehit olan 15 Askerimiz için siteyi olabildiğince kararttım. Kalbim Yüreğim onlarla.

23 Şubat 2008 Cumartesi

Bugün bayram erken kalkın çocuklar...


ilk seçildiğinde tanımıyordum. kısa süre sonra istifanı bekledim. yıl 2002'di.
ikinci seçimde kesin seçilmez diyordum. ama seçildin, Galatasaray'ın kongre üyeleri hakkında ilk defa fikir sahibi oldum.
üçüncü defa seçildin, ki bu sefer baya bi imkansızdır dedim, ama yine seçildin.
dördüncü yaklaştı bu sefe ben kesin seçilecek dedim, ama aday olmayacağını açıkladın. 2002 yılından beri hakkında ne dediysem yanıldım. son kararınla bile beni yanıltın. sen harbiden bizi yaktıın yıktın siktin canaydın.

siktir git bidaha gelme.

22 Şubat 2008 Cuma

18:45'den sonrası

Leverkusen'de maç bitti, stat'dayız hala, bağırıyoruz. 5 gol yemişiz ama farkında değiliz sanki, veya umrumuzda mı değil. bilemiyorum. yarım saat bilemedin kırk beş dakika. sonra otobüslere. başlasın yolculuk. Alkol'ün etkisi maçın son düdüğüyle birlikte yavaş yavaş geçmeye başlıyor. tabi uyurken Alkol'ün etkisinden kurtulmak uyanıkken kurtulmaktan daha farklı. uyanıkken resmen mutasyon geçirmiş gibi oluyorsun.
2-3 mola ve karlsruhe. ordan arabalara ve innsbruck. saat 19:44 de leverkusen den yola çıktık. 07:10 da eve geldim. üstüne bir de 5 gol. yavaş yavaş 5 gol'ün ağırlığı basıyor. maçta gibi değil ki. şimdi düşünmeye başlıyosun. Alkol'ün etkisi de bitmiş.
07:14 son bir short message service ve uyku.
aslında duş alacaktım ama bünye dayanamadı yatağı gördüğünde ve güneş vurmasın diye perdeleri bile çekmeden yatağa attım kendimi.
derin uyku arasında gelen mesajları duymamak, hatta aynı anda tamamiyle alakasız bir rüya görmek.
Konu tabiki Galatasaray.
farklı mağlubiyet yavaş yavaş kendini belli ediyor. rüyam'da 3. lig'e düşmüşüz. takım 3. lig'te diye takımı tutmayı bırakanlar, ezeli rakip dediğimiz takımı tutmaya başlayanlar, futbolla bu yüzden ilişkisini kesenlerin arasında savaş veren ufak bir taraftar kitlesi kalmışız. her maç boğaz patlatmaktan herkesin sesi fok balığı gibi olmuş.
bu rüyayı görmemin tek nedeni de dün 1000 kişilik tribünde 150 kişi dışında kek gibi maçı izlemeye gelen dangalaklar grubu yüzündendi, maç bitişinde kaldık 150 kişi, ve tribünün en güzel anı zaten maçtan sonraydı.
saat 15:bişey bişey. uyandım.

20 Şubat 2008 Çarşamba

19 Şubat 2008 Salı

Üniversite yıllarım

Annem benim hep Üniversiteye gitmemi istemişti, doğduğum günden beri annem hep bir şeyi tekrarlamıştır "Üniversite okuyacaksın!". İlk okul bu gazla bitti, daha ilk okulda üniversiteden bahsediyordu annem. ne anlar daha kızların saçlarını çekmek için sokağa çıkan bir çocuk üniversiteden?
Orta okulda aynı tantana devam etti. Orayı da tıngır mıngır geçtik. Sonra Akademi, Ticaret olanından. tabi o okula başarılı bir öğrenci olmak şartıyla aldıkları için annem yıllar sonra Üniversite zırıvırısını kesmişti, ve o yıl zart diye 7 kırık'la sınıfta kalınca o Üniversite kelimesinin yokluğunun tadını sadece 1 yıl yaşamıştım. ondan sonra 3 yıl daha liseye gittik ve üniversite hayal oldu tabi.
Üniversite hayal olunca benim kampüslerin efendisi olma hedefimde daha başlamadan bitmişti, yıllarca porno kasetlerinden izlediğimiz college party lerde sınırsız alkol ve kız hayallerim noktalanmıştı.
bir kaç zaman evvel arkadaş sayesinde bir kampüs'e ayak bastım, hiç işim yoktu orda aslında ama yine de bastım ayağımı.
kantin de enteresan tipler oturuyordu, sanki farklı dünyalara adım atmıştım, orda ki kişiler insan değilmiş gibi yansıyordu, ve inceden korku vardı içimde, kesin benim üniversiteli olmadığımın kokusunu alıp linç edecekler beni diye içimden geçirmiyor değildim.
yalnız tek bir tür yoktu, farklı farklı türler üremişti.
Bazıları Laptop'larını almış 1 masa etrafında toplanmış burunlarını karıştıra karıştıra takaratakatak diye tuşlara basıyolardı.
Bazıları cep telefonu sergisi yapıyormuş gibi oturdukları masayı telefonlarını yaymışlardı. ki bu tipleri hiç anlamam, ulan dandirik uzay çağındayız, cep telefonu olmayanı dövüyolar, neyin havasını atıyosun?
Bazıları ise burunlarını karıştıra karıştıra ders yapıyorlardı.
korka korka bi köşeye oturdum, arkadaş rahat ol yahu bunlar zararsız dese de rahat olamıyordum.
bir süre sonra kantin kapısından sivilceli gözlüklü saçları beatles tarzı yaklaşık 7-8 kişi girdi.
gelip hemen yanımıza oturdular, ve aralarından biri bana bakarak ses çıkardı, sanırsam havlıyodu, anlamadım o yüzden iyice koltuğuma gömüldüm ve göz göze gelmemek için gayret gösterdim.
benle konuşmak isteyen kişi bir daha bir şey söyledi ve bu sefer anladım. sanırsam kendisi bir alien'dı ve ilk söylediği şey alienceydi. Alien bunlar uzaylı uzaylı, adamlar yapmış işte, evren de konuşulan tüm dilleri öğrenmişler. başladı benle almanca konuşmaya.
önce ergenlikten yeni yeni çıkmaya başlamış sesi daha yeni olgunlaşmış bir ses tonuyla bana "merhaba" dedi, karşılık verdim. yenimisin aramızda diye bi soru sordu, sanırsam benim normal bir insan olduğumu anlayamadı, bende çaktırmadım tabiyki, hemen evet evet yeniyim dedim. hangi bölümde okuyosun dedi, bende aklıma gelen ilk şeyi salladım "çaycılık!?!?"
bi anda ilgilerini çekti sanırsam sormaya başladılar yeşil çay siyah çay mor çay. bende sallamaya devam ettim, ne işim olur benim çayla.
sonra aralarından biri saate bakıp "satranç kursumuz başlıyor arkadaşlar" dedi ve hepsi kalkıp yine alien'ce konuşup ayrıldılar. bende fırsat bu fırsat dedim, ve ön kapıdan koşarak kaçtım.
iyiki Üniversiteye gitmemişim. pek tekin yerler değil kanımca.

Önemli not: 3 türün 2si burnunu karıştırıyordu, evet farkındayım 2 kere üst üste yazdım. bu bir hata değildir, gerçektir, üniversite de 3 kişiden 2si paso burun karıştırır.

18 Şubat 2008 Pazartesi

Hüseyin Abi ve Andzelika Yenge

Baktım dışarda kar yağıyor, yine bulutlardan yıldızlar gözükmez olmuş, dedim ki Hüseyin abime, patlat şurdan bi şarkı, anında başladı bir şeyler mırıldanmaya.
dışarısı buz kesiyor, neresinden bakarsan bak hissedilen sıcaklık eksi küsür derece. ama biz atlet ve donla oturmuşuz pimapen camlarıyla çevrilmiş balkonda, yudumluyoruz rakıdan.
Hüseyin abim şarkıların sözlerini pek bilmediğinden genellikle kendi kafasına estiği gibi bir şeyler söyler, mantık aramamak lazım söylediği sözlerde. ama o söyleyince de ortam'da ki hava bi değişir, herkes eşlik etmeye çalışıp zaten boka saran şarkıyı daha çok batırır, ama keyfimize de diyecek yoktur.
Yaklaşık 20 dakikalık atlet ve don seansından sonra ben sıkıldım, hüsnü abi fark etmedi bile, ya da harbiden kederliydi, o yüzden durmadan kaybolan yıllarım şarkısının melodisi'le eski sevgilisine küfürlü bir şeyler mırıldanıyordu, ya da benim sıkılıdığımı görmemezlikten gelip şaklabanlık yapıp küfür edip keyfimin yerine gelmesini istiyodu.
üstüme kazak geçirip tekrar yanına gittiğimde kalktı ayağa, omuzumdan sıkıca tutup fazla sigaradan kartlaşmış sesiyle "delikanlı, bu rakının yanına ne iyi gider biliyor musun?" dedi, "abi kavun iyi gider ama bu mevsimde nerde bulcan bee ehehe" dediğimde, "yok yok kavun değil, bu rakının yanına gurup seks iyi gider, gel 2 orsbu bulup zikek beraber" dedi. bir an hüseyin abimden feci şekilde tiksindim. öyle böyle değil, önce evet dedim, hadi gidelim, acaip keyiflendi kendisi, sonra tam dış kapıdan çıktığımız anda yokuş aşağı koşmaya başladım, kar ve soğuk yüzünden yerler buz tutmuştu, ve belediye'de iyi çalışmadığından 25 metre içinde 2 keresi kalçamın sol tarafı olmak üzere toplam 4 kere düşüp canımı acıtmıştım. Hüseyin abi bana arkamdan küfür etmesine rağmen "ne diyon lan" diye üzerine yürümedim, lakin Hüseyin abimi görseniz beni anlarsınız. Kendisinin Boz Ayı'dan tek farkı kendisinin daha kıllı olmasıdır.
İşte kısaca Hüseyin abi böyle bir insan. Kendisini o olaydan sonra 2 buçuk sene görmemiştim, geçenlerde karşılaştım, saçlarını taramaya karar vermiş traş olmuş elinde çiçek vardı, hayırdır abi dedim, bi kız arkadaş edinmiş kendine, internet üzerinden.
Hayırlı olsun abi dedim, sevindim. dedi gel şimdi ilk defa buluşucam sende tanış hemen dedi, iyi dedim nerde buluşacaksınız, bi adres söyledi gittik oraya. Yolda müstakbel yengemizi biraz anlatmasını istedim, sadece 1 fotoğrafını görmüş şimdiye kadar, ve Polonyalıymış.
daha çok yeni gelmiş bizim buralara diye devam anlattı. ve şimdi onun çalıştığı yere gidiyor muşuz dedi. iyi dedim. gittim peşinden.
yaklaşık yarım saatlik yürüme yolu sonunda iyice heycanlandı hüseyin abim. bende heyecanlandım tabiki. ilk defa Hüseyin abimi bu kadar heyecanlı görüyordum. Ağzını da yıkamıştı galiba, artık küfür etmiyordu o kadar.
Bi anda "heh burası galiba" dedi, kağıttaki adrese baktı, kapıdaki adrese baktı ve "evet evet burası" diye tastikledi.
kapının önünde kocaman ışıl ışıl dükkanın ismi yazıyodu, kapı kırmızı ışıklar kırmızı. girdik içeri, içerde bir adam, saçlarını Memoli tarzı 2 kilo jöleyle geriye yatırmış elinde tespihle bizi karşıladı.
Biraz tırstım açıkcası, Hüseyin abim "andzelika burada mı?" diye sordu kapıda ki görevliye, adam yan masada'ki kitapçığına bakıp "evet 15 dakika sonra sahne alacak" dedi, biz tabi şok olduk, acaba şarkıcı mı diye içimden geçirmedim değil, sahne tiyatro sahnesine benziyordu. oturduk Hüseyin abi bi portakal suyu istedi, bende ufak bira. sonradan büyük bira olarak değiştirdim siparişimi, ve bekledik, 15 dakika sonra harbiden de bi kız sahneye çıktı, çok güzel kostümü vardı, fotoğrafla karşılaştırdık ve harbi o kızdı, Hüseyin abim heyecandan ölecek sandım bir an, onun omuzuna vurup helal olsun abi müthiş bi hatun tavlamışın dedim, sinirlendi, yengene nasıl hitap ediyon diye bağırdı bana, anında kaptırmıştı kendini bu duruma hemen yenge dememi istedi.
iyi dedim bende yenge demeye başladım. ilgimiz yine Andzelika'daydı, yavaş yavaş güzelim Asker kostümünü çıkarmaya başladı, Önce botlar, sonra gömlek, sonra pantolon derken, Andzelika yengem bi anda cıbıldak bir şekilde karşımızda demir bir direğe tırmanıp duruyordu.
Hüseyin amcam'a bu kız orsbu abi dediğimde, "ben sanırsam internette bir şeyi yanlış anladım" dedi. kız şovunu bitirdikten sonra sahnenin arkasına gidip tanışmak istediğimizde kendisinin harbiden bir orsbu olduğunu fark ettik. Hüseyin abim dönüp bana "neyse geldik bi kere gel gurup seks yapalım" dedi.
ben ise yine kaçmayı tercih ettim.

Hüseyin abi sana Andzelika yengeyle mutluluklar.



NBA All Star Game 2008

Bir All Star Game daha geldi geçti, Alley-oop'lar gerçekten güzeldi, onun dışında gösteriş olarak pek fazla bir şey yoktu. En beğendiğim hücum, doğu'nun toplam 3 alley-oop pası sonrasında D. Howard'ın smaçıyla tamamladığı pozisyondu.


Sonuç: Doğu 134-128 Batı


MVP Lebron James seçildi, 2006 All Star maçından sonra 2008 de de MVP oldu, bu sefer daha güzel istatistiği var, 8 reb. 9 ast. 27 sayı.
Batı'dan da en çok gözüme çarpan C. Anthony ve A. Stoudamire'dı.

Uzun yazmadım, yani kısa lafın kısası sabaha kadar oturup izlemeye değdi.

Daha fazla istatistik için.

17 Şubat 2008 Pazar

NBA All Star Saturday Night 2008

Superman Dwight Howard, fikir olarak muazzam bir fikir, zaten formasını çıkarıp superman kostümü ortaya çıktığında salon yıkıldı, o an zaten 10 puan'ı herkes verdi Howard'a. Yalnız smaç basamadı burda enteresan bir şey oldu. video için.


Jason Kapono 3 Puan yarışması idmanında 30'da 28 puan kaydederek müthiş bir rekor kırmıştı, fakat idman'da olduğu için sayamayız. gerçi final'de 30'da 25 atarak rekoru egale etmeyi başardı. Peja Stojakovic'i tutuyordum, yazık oldu ilk turda elendi. video.

New York'tan sonra sempati duyduğum 2. takım, San Antonio. Shooting Stars yarışmasını 2 2.13 lük adamla kazanıp herkesi şaşırttı. Sağdan sola Tim Duncan, Becky Hammon, David Robinson.
video.



Deron Williams 25 saniyeyle Skills Challenge'de rekor kırdı, bravo, video için

Alyssa Milano, senin için yıllarca Charmed'ı izledim, hala güzelliğinden bir şey kaybetmemişin be yav.

Avusturya'lı toprağıma selamlar, California da başkan olmak nasıl bir şey Arnie?

16 Şubat 2008 Cumartesi

Bugün'den ufacık notlar

1 haftanın 7 günü varsa bu 7 günün 4 günü hep aynı kişi yüzünden uyanmak insanı biraz sıkmaya başlıyor. Sırf bu yüzden telefonumun melodisinden tiksinmeye başladım. öğlen 1-2 den önce kalkmıyorum aramayın daha önce'den, hele hele "dünkü fotoğraflar nasıl çıkmış" diye hiç aramayın.

kalktım basket maçımız başladı, Karşıyaka - Galatasaray, aslında öyle güzel maç değildi, ta ki 3. periodun sonlarına doğru, Gaines smaç kaçırdı, ksk'lılar taşşak geçti, aldırmadı, sonra götveren'in teki bozuk para atınca tribünden Gaines'e o da para üstünü geri iade etti. sonrası zaten malum, 1 Ayran şişesi sahaya atıldı diye Tribünü boşaltan hakemler, 100lerce madde atan ksk'lılara müsama gösterip, parayı geri iade eden Gaines'i oyundan ihraç ettiler. Mantığınızı öpeyim ey hakemler. maçın son 10 saniyesine 1 sayı önde son 8 saniyesine 1 sayı geri de girdik ve maçı da 75-74 kaybettik. sağlık olsun.


Avusturya'da kış tatili 3-4 ay sürdüğünden tribün hasreti doruktaydı, onu da bugün giderdim. kombinenin 12. maçını da değerlendirdik ve Lider Sturm Graz'a karşı Nord'u doldurduk. hissedilen derece eksi 63 olsa gerek. güzeldi hopladık zıpladık penaltı kaçırdık yine zıpladık, sahaya çakmak attık, fotoğraf çektim, hakeme küfür ettik, grazlılara küfür ettik, futbolcu ölüyor sandık (inşallah durumu iyidir yere düşüp niye titrer bi insan durduk yere?) 84. dakika da golü koyduk ve eğlendik.
I Furiosi grubundan birinle kanka ayağına yatıp atkısını aldım. bir daha nah görüşürüz ama atkı için teşekkürlerimi burdan ileteyim.

Bakalım inşallah Galatasaray'ın maçlarıyla zırt pırt denk gelmez, kombine boşa gitmesin son 6-7 maç kalmışken.

Alkolik hareket engellenirse, ağzına sıçarım engelleyenin


içmek güzel, çok güzel. heleki ürolog antibiotik yazıp sakın içme diyince, hele ki karaciğerin bok gibi olmuşsa ve sen hala bunlara karşılık içiyosan. aaaaaaayyyyttt ulaaannn.

15 Şubat 2008 Cuma

Ben de sevebiliyorum

İlk sevgilimdi sanırsam, en azından ilk ciddi sevgilimdi. uzaktaydı kendisi gerçi ama arada sırada o buraya geliyodu ben oraya gidiyodum görüşüyoduk. babasından korktuğum için gece "bizde kalabilirsin abimin odasında yatarsın" demesine rağmen dışarda çadır kurup uyku tulumunda yatmayı tercih ediyodum.
çok güzel ilişkimiz vardı, her attığım şut gol, her attığım pas isabetliydi. 100% istatistikle oynuyodum ilişkimde, hiç boşa hamle yapmıyordum. yaptığım herşey'de sevgilim daha çok seviyordu beni, bende onu.
14 şubat'ı ilk defa o gün ciddiye aldım, ve süpriz yapıp yanına gideyim dedim. yanına gittim beni gördü gel enis bi konuşmamız lazım dedi, iyi konuşak bea dedim, oturduk konuştuk, uzun uzun anlattı, o anlattı ben dinledim, ben de anlatmak istedim ama anlatacak şeyim yoktu, sonra o yine anlattı, ben can sıkıntımdan ezdiğim karınca için üzüldüm.
aşağı yukarı 5 dakika sürdü ve sonra "enis ben seni çok seviyorum ancak ilişkimizi burda kesmeliyim" dedi.
ben tabi şok olmuştum. çok feciydi, sevgililer günüydü, önceden anlamsız olan şey ilk defa anlam kazanacaktı. meğer harbiden anlamsızmış. sonra kalktı evine gitti, bende yürüdüm tren istasyonuna ve 23 dakika o soğukta treni bekledim, Allahtan mp3 çalarım yanımdaydı da pek sıkılmadım o kadar.
aradan baya bi süre geçti benim bi itoğluit arkadaşım yüzünden bu kız yine aklıma geldi. o gece 2 duble viski atıp kıza bir elektronik posta attım. cevap geldi, ben coştum. ama sonra yine ayrıldık, o ayrılığı başka zaman yazarım, güzel değildi o ayrılık.
ah be sevgilim, bu yazıyı okuyosan, niye terk ettin beni o gün? öss'yi kazandın da noldu? göt gibi okuyosun hala, yıllar geçti bi bitiremedin okulu. bunun cezasını da ben çektim. güzel kızdın, senin gibisini sittinsene bulamam ben bidaha.
hadi geri dön desem döner misin? üsküdar da taşların üstüne otursak sonra taşların arasından fare çıksa ve sende korkundan çığlık atsan, bende sen korktun diye sana bakıp gülsem?
beşiktaşta balıkçıların orda dolaşır mıyız? kokudan yüzünü buruştursan?
caddebostan'da çimlerin üstüne oturur'muyuz yazın o sıcağında? sonra bana delik deşik kulağını gösterip "bak şurda yer kalmış burayı da deldircem çok yakışacak buraya küpe" desen?

Not: Bu yazıyı okuyan kızlar, sakın umutsuzluğa kapılmayın, deli aşık rolü yapıyor olabilirim, ama kapım hepinize açık, benden hoşlanan bana msn adresini mail olarak göndersin, hadi göreyim sizleri bebeklerim.

14 Şubat 2008 Perşembe

Çin'de hadiseler

İş gereği çin lokantasında fotoğraf çekimine gittim. bir müşteri kendisi de çekik gözlü bir kardeş, benle muhabbet etmeye başladı. Çingilizce konuşmaya başlayınca, benim bildiğim ingilizce de pipilere geldi, bildiğim lafları adamın haaa hooo haaa hooo ları yüzünden unuttum.

-hiii
-hi
-where are you from?
-Turkey
-what?
-Türkiye, Turchia, Turqie, Türkei, Turska murska...???
-aaaaaa turkiyaaaaa
-yees yeees
-I'm from China.
-ooo really (içimden: hadi yaa, bende nijeryalısın sandıydım)
-yeeeeees



fotoğrafları çektim, işim bitti toparlıyorum pılımı pırtımı, eleman geldi bir paketin içinden aşağıda ki resimde gördüğünüz aleti çıkardı ve Çin'de herkesin evinde böyle bir şeyin asılı olduğunu, şans getirdiğini söyledi, yani bir nevi nazar boncuğu gibi bir şey. aaaa very good dedim. ve pıl pırt toplama işlemine devam ettim.
tam kapıdan çıktım aşağı inerken arkamdan bir ses...


-frieeend frieeeeeend
-yeah?
-hey do you want to buy this?
-hahahasiktir no thank you
-what you say first i don't understand?
-i said "hasiktir" that's "no thank you in turkish"
-aaaaaaaaaa
-yaaaaaaa
-aaaaaaaaa
-yaaaaaa
-ok
-ok
-nice to meet you
-hadi ciao

herif çin'den gelmiş teee avusturyaya, gittiği yer çin lokantası. bi kere bu yüzden adamı dövesim geldi, o kadar yol yapmışın ve gele gele çin lokantasına mı geldin bre eşşoğlueşek.
sonra gelmiş bana o boklu süs'ü satmaya çalışıyor.
atkın olsa satın alırdım, veya kapıp kaçardım. ama ben ne yapim senin duvar aletini (ulan bunun adı ne? 2 saattir farklı deyimlerle kendimi ifade etmeye çalışyorum. kasıyorum)


aha bu da o ibnenin resmi, ibret olsun cümle aleme:

Madem 14 şubat

Obey Your Master !!!

13 Şubat 2008 Çarşamba

Viaggio


İtalya sınırına yarım saat uzaklıkta yaşıyorum ama ne zamandır italyaya gitmedim, vakti geldi galiba yine, şöyle ufak bir tur atıp dönsem mi?

12 Şubat 2008 Salı

Söz Müzik Teoman


Teoman'ın reklamını yapalım biraz, Söz Müzik albümü çıktı 31 Ocak'ta.
Bilindik şarkıları farklı sanatçılar tarafından seslendirildi. Misal olarak Sezen Aksu, Yalın, Candan Erçetin, Yavuz Bingöl, Hayko Cepkin ve Yaşar gibi isimler.

Yine de Teoman'a iki üç lafım olacak. Bugüne kadar şarkılarında da Alkol'ü arada da olsa konu yaptı. Yani adamcağız seviyor. hala uğraşıyor bizim eşşek magazinciler. kodumu oturtur öyle yani. gösterdi de. her neyse, işini en iyi yapanların başında gelir bence teoman. bir başka blog'da daha demin okudum. yakında bi Kitap yayınlayacakmış ve o kitapta Teoman şarkıları, notaları el yazısıyla yer alıyormuş, konserler ve stüdyo kayıtlarından fotoğraflar ve notlar da varmış.

her ne kadar para kazanmak için yapıyor gibi görünse bile çok kaliteli ve mantıklı işler. yani düşündüm de mutlaka bulunmalı o kitap. hiç okumasam bile sadece şekli şemali diye alırım. ki severim el yazısıyla yazılmış yazıları okumayı. son çıkardığı albüm de yeteneğini kanıtlar nitelikte.

Söz Müzik Teoman albümüne de bir iki şey söyleyeyim.
Sezen Aksu, Yalın, İzel'e sıfır verdim, otursunlar.
Diğerleri çok iyi seslendirmiş. sağolsunlar, dinliyoruz. dıbıdıbıdıbıdıbı

Janjan


"Aşk her zaman masumdur!"

Genç, masum ve kimsesiz aşıklar
Çevrelerini kuşatan hoşgörüsüzlük çemberini yenebilecekler mi?

Küçük, sevimli ve mütevazi bir Anadolu kasabası.
Yaşlı bir akrabasının yanında yaşayan ve kasabılının "Janjan" diye çağırdığı Sadık genç, sevimli zararsız bir delidir.
Tek yakını olan abisi Almanya'da kendine bir iş ve aile kurmuştur. Zaman Zaman yaşlı Murtaza Efendi'ye kardeşine bakması için para göndermektedir.
Bir gün Murtaza Efendi para ve tarla karşılığı bir köyde yaşayan göçmen ailenin kızı "Güzel"i imam nikahıyla alıp kasabaya getirir.
Aralarındaki büyük yaş farkının yanı sıra kızın güzelliği kasabalı gençlerin dikkatini toplar. Murtaza'nın kıskançlıktan eve hapsettiği Güzel'e ulaşamayan kasabanın gençleri seks hakkında hiç bir şey bilmeyen Janjan'ı kızla yatması için kışkırtmaya başlarlar.


Daha fazlası burda.

Doktor'un eline verdim

-pantolonu indirin lütfen
(pantolon iner)
-o boxerı da az aşağı çekin
-ne kadar az?
-şeyinizi görmem lazım
-şey ??
-indirin lütfen
-tövbe ya rabbim
(don iner)

evet üroloğa gittim, ve doktorun eline verdim.

soru: tanıdığınız güzel, esmer, kadın bir ürolog var mı?

Türk YouTube Kültürü #7


Yorumlara bak hizaya gel.

Video için tık

11 Şubat 2008 Pazartesi

7.4 yetmedi mi?

Mail olarak geldi bana. Helal olsun Gani Müjde abimize diyip yazıyı yayınlıyorum.



7.4 Yetmedi mi

Bir hafta önce türban protestoların sırasında "7.4 yetmedi mi?"
pankartını açan sevgili kardeşime seslenmek istiyorum bugün... 20 bin insanın acısı ve cenazesi üzerine politika yapmaya kalkan "o güzel insana" bir çift sorum var.

Ey mantosu uzun,aklı kısa kardeşim benim.
7.0 yetmedi mi? Senin okuduğun gazeteler yazdı mı bilmiyorum ama Amerika'nın,hani o gavur ve Hıristiyan Amerika Birleşik Devletleri'nin,hani o Siyonistlerle iş birliği yaptığı için her yerde bayrağını yaktınız ABD'nin Los Angeles şehrinde 7.0 büyüklüğünde bir deprem oldu bacım...Neredeyse bizimkine yakın bir deprem. Bizde ayni şiddetteki bir deprem 20 bin kişi ölup 20 bin kişi sakat kalırken, gavur,Hıristiyan ve Siyonist dostu Amerika'da sadece 2 kişi yaralandı güzel ablam.

Şimdi türbanlı başını ellerinin arasına alıp
düşünüyor musun acaba? Sakarya gibi muhafazakar bir bölgede Allah binlerce Muslumanı öldürerek cezalandırıyorsa eğer, Hıristiyanlara ve Siyonist dostlarına niye kıyak geçiyor? Seks shoplarıyla,porno filmleriyle tüm dünyaya "seks","uyuşturucu" ve "günah" ihraç eden bu ülkenin Allah katında ayrıcalığı ne olabilir ki güzel annem? Oysa adım gibi eminim Sakarya'da,Gölcük'te hayatlarını kaybedenlerin çoğu ölmeselerdi eğer sabah ezanı ile birlikte camilerin yolunu tutacaklardı.Üç aylarda oruç tutacak,Ramazan'da devrilmeyen minarelerin ışıklarıyla birlikte senin ağzına adı bile yakışmayan Allah'ın adı ile birlikte oruçlarını açacaklardı.

E nooldu şimdi? 7.0 yetmedi mi güzel ninem? Eğer her coğrafya
olayını,her doğal afeti bilimin ve aklın süzgecinden geçirmeden böyle yorumlarsan bu ülkenin yarısı her deprem felaketinden sonra dinsiz olur güzel hala kızım... Fay hattında 10 katlı binalara izin veren şapşal belediyecilik anlayısını,deniz kumundan inşaat yapan edebiyatçı muteahitleri,depreme dayanıklı konut üretme çabalarını,hırsızları,uğursuzları bir kenara bırakıp her şey ilahi kudretin intikamı olarak açıklarsan bu deprem 10 yıl sonra gene aramızdan binlerce "dinsizi" alır gider güzel amca kızım..

Beynin var mı bilmiyorum, betonların altında inleyerek can veren 20
bin insanı,kadını,çocuğu ve bebeği bir kalemde günahkar diye silip atan kuş beynini türbanın altında görmek mümkün olamıyor cünkü ama bence bu yazıyı oku ve bütün gece uyumadan düşün. Allah'ın kullarına böyle cezalar verebileceğini hala düşünüyorsan da git Hıristiyan ol...

Çünkü senin bu mantığına göre Allah onları daha çok seviyor.


"Gavurlar" hem senden
daha zengin, hem de evleri tepelerine yıkılmıyor.

Gani MUJDE


şuraya da kendi notumu düşeyim.
türbanlılara lafım yok, ama senin* salaklığında olan her insanın Allah bin bir türlü belasını versin. inşallah önümüzde ki deprem'de senin* sülalen geberir, sen değil sadece senin* sülalen. (şu an senden* farkım yok, son dediğim tabiki senin* beyninle sana tepki vermek)

*) fotoğraftaki dangalak

9 Şubat 2008 Cumartesi

2 tekerlek, 15 km/h

Bilmiyorum her çocuğun veya her erkek çocuğun düşleri aynı mı. ben ufakken bisikletim olduğu halde "doğum günün de ne istersin, yılbaşında ne istersin" diye sorulduğunda aklıma ilk gelen bisiklet olurdu, sonra "ulan zaten bisikletin var ya lan senin başka bişey düşün, top, forma, hmm ne olabilir ne olabilir" diyordum.
Hatta hatırlıyorum da annem beni 8 yaşında kuran kursuna göndermişti, 3 kere gittim sonra bidaha gitmedim, namaz kılarken sureleri unuttuğumdan dilek tutayım sonuçta namaz eşittir dilek tutmak gibi geliyodu bana, bende durmadan bisiklet düşünüyodum.
Hep bisiklet, çokta binerdim bisiklete, taa ki ehliyetimi yapana kadar, o gün bugündür pedal çevirmedim, şimdilerde namazı da sadece bayramlarda kılıyorum. onda bile öyle beynimde yer etmişki aklıma bisiklet geliyo ve ben namaz kılarken gülümsüyorum.
evet aslında iyi bişey değil bu, bunu bi hoca okursa büyük ihtimal bana beddua edip sonra tövbe ya rabbim tövbe diyecektir. ama bunlar doğrular.
bisiklet niye aklıma bu kadar kazındı onu da bilmiyorum. herhalde psikolojik bir sorun. bundan daha da ufakken bana Mehmet Ali dedem bana bisiklet almıştı şurda da bahsetmiştim hatta.
O bisikleti çok severdim, ilk bisikletimdi.
Bir gün yine kaldırımda deli gibi bisiklet kullanıyorum, bana göre acaip hızlı virajlara yan yatarak matarak giriyodum. hız tutkum o günlerde başlamış olabilir.
Yağmurluydu hava, ve puslu, bisikletimle yine hız yapmaya çıkmıştım dışarı, sağ'lı sol'lu milleti kaldırımda solluyordum. bir anda beklenmedik bir engelle karşılaştım, karşımda bebek arabası, çarpmamak için kendimi ve bisikletimi feda etmeye karar vermiştim, direksiyonu kırdım sağa ve yağmurun etkisiyle spin atmaya başladım, frenlere asılınca da bisiklet takla atmaya başladı, şarampolden aşağı yuvarlandım. çok hızlıydım, ve trafik canavarı olmuştum. evet bizzat bir trafik canavarıydım, fakat kimseye zarar vermedim. şarampol (yani kaldırım) dan yuvarlandım ve düştüm, dirseğim yerde sürttüğü için kanamaya başlamıştı, bende herşeyi olduğu gibi bırakıp hemen eve çıktım ağlarayak, annem yara bandı sardı, gözyaşlarımı sildi, ve ben bisikletimi almak için aşağıya indim. indim inmesine, ama aracımı çekmişler, haber vermeden, birileri alıp götürmüş bisikletimi. ilk bisikletimdi lan o benim. benim tek bisikletimdi. yok tek değil ilk. ama hiç bir bisikletimi o bisiklet kadar sevemedim. ferrarimdi o benim bisikletler arasında, porsche'mdi, bmw, mercedes, audi. herşeyimdi o benim.
o bisikletimi çalan şahıs, er ya da geç bulucam seni, ve o çaldığın bisikletin her parçası için götüne kazık sokacam. eşşoğlueşşek, 3 yaşındaki çocuğun bisikletinden ne istersin. hıyarağası ya. hala içim sızlıyo aradan 17-18 yıl geçmesine rağmen.
ulan cehennemde sakın benle aynı kazana düşeyim deme, ağzına sıçarım senin. tövbe tövbeee.
bak bak sinirlendim yahu.

7 Şubat 2008 Perşembe

Hazır ol


artık sabahları erken uyanmak lazım...

Yaşam felsefesi

Hiç bir şeyden endişe duymamak iyi mi kötü mü bilemiyorum. Hiç bir şeyi kafaya takmamak. Herşey olucağına varır demek. peki kime çekmişim? ne Anam ne Babam böyleler, çevremde dahi bu kadar rahat bir insan yok. bu iyi mi kötü mü?
Durmadan bişeyler rahatsız ediyor, ama öyle bir panzer oluşmuş ki etrafımda, hiç bir şeye aldırmıyorum.
Bir şey istiyor muyum? alıyorum. para sıkıntısına girer miyim umrumda olmaksızın.
Üstüme mi geliniyor? görmemezlikten geliyorum. hatta tenis topu gibi üstüme gelen şeyi geri tepiyorum.
e bu açıdan bakarsak herşey şahane.
Peki kötü olan yanları ne?
hiç bir şeye aldırmamak, gündelik yaşamak gibi bir şey. Bugün varım yarına Allah kerim.
bir şey mi yapıyorum. Plan Program olmadan oluşur her zaman.
Sallaparti yaşamak nereye kadar?
hadi gençlik böyle geçecek bu belli, peki ya ilerde?
İlerde evlilik olursa çocuk olursa, ben böyle hiç bir şeyi takmayan bir baba mı olmak istiyorum?
Elbette hayır.
ama elimde mi? bunu bilmiyorum. eğer elimdeyse mutlaka değiştirebilirim, değilse de değil derim geçerim. fakat elimde olmadığına inanmıyorum. yapım buna müsait değil. bence her insan, istisnasız, tüm hayatını kendi belirlediği gibi sürdürür, herşey kendi elindedir.
insan ciddi şekilde bir şeyi değiştirmek istiyorsa bunu yapar.
hatta o kadar inanırım ki bu olaya, insan kendi elinde olmayan şeye bile ciddi şekilde inanıyor ve güveniyorsa o şey gerçekleşir.
Peki hal böyleyse benim elimde olan şeyi ben neden değiştirmiyorum? istemiyorum da ondan.
e ben istemediğim şeyi niye konu olarak yazıya çevirip sabahın 5inde bunu buraya yazıyorum?
yapacak işim yok birader.
yazayım ki eşeklik olsun benimki.
hadi kalın sağlıcakla.

Nah bu kadar


Crazy Kid Does Pull Ups Off Crane - Watch more free videos

-Polata söyle ondakiler nahh bukadar
-ne kadar
-NAH BU KADAR

6 Şubat 2008 Çarşamba

235 km/h


... ile yol almak. Direksiyon'un hafifleştiği an en güzel an, biraz kontrolü kaybetsen kurtarman imkansıza yakın.
Otoyollarda Küresel ısınmaya karşı önlem olaraktan Avusturya Ripabliki canları sıkıldığı zaman 130 km/h olan sınırı 100e indirip insanın fena kızmasına sebep oluyor. bu yüzden Almanyaya sık sık giderim, basarım basarım stres atıp geri dönerim. (Alman otoyolları = free)
eğer bir gün geri dönmezsem anlayın ki 300 sınırını da aşıp kontrolü kaybetmişim.

Arada bir uyumak lazım

And through it all
How could you cry for me?
Cause I don´t feel bad about it.
So shut your eyes,
Kiss me goodbye,
And sleep.
Just sleep.

Muss ich denn Sterben, um zu Leben?


6 Şubat 1998 de "Müzisyenlerin Cennetini" gören Viyanalı bizi terk etti. 41. yaşgününe günler kala Dominik Cumhuriyetinde geçirdiği bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Geçen yıl 50. doğumgünü etkinlikleri nedeniyle büyük anma törenli düzenlenmişti. Bu yıl ise ölümünün 10. yıldönümü nedeniyle tekrar'dan aynı büyüklükte Törenler organize edildi. Hatta bir Sinema Filmi (Verdammt wir leben noch - 7 Şubat 2008 de sinemalarda) bile bu organizasyona dahil.

Asıl Adı Johann (Hans) Hölzel 19 Şubat 1957 de Viyana da 3üz kardeşlerden tek hayatta kalabilen bebek olarak dünyaya geldi. ve Öldüğü güne kadar Annesiyle muhteşem ilişkisi hiç bozulmadı. Annesiyle babası ayrıldıktan sonra Annesi ve Anneannesi tarafından yetiştirilen Johann 16 yaşında Müzik kariyerine başlamak için okulu terk edip dilekçeyle erkenden Askere gitmişti. Annesi ona Memur olarak iş bulsa bile kabul etmedi ve Müzik kariyerine ilk adımlarını attı.
Takma adını o zamanın Doğu Alman Kayakla Atlıyıcısı Falko Weißpflog'dan alıp, biraz da şekil olsun diye k yerine c kullanıp Falco olarak tanınmaya başladı. 1982 de ilk Solo Albümü "Einzelhaft" ı yayınladı, ve o albümdeki "Der Kommisar" şarkısı dünya da 7 milyon üzerinde Single satıp daha ilk albümde başarıyı yakaladı.
1984 de ikinci Albümü "Junge Römer" i yayınladı, ilk albümde ki kadar başarı sağlayamasa bile 1985 de "Falco 3" albümünü çıkartıp müthiş bir başarıya imza attı. "Vienna Calling" "Jeanny" ve "Rock me Amadeus" o albümün en tanındık şarkılarıydı. Hatta "Rock me Amadeus" o tarihte Amerikan Listelerinde 1 numara olan ilk Almanca şarkıydı.

Ardından "Emotional" (1986), "Wiener Blut" (1988), "Date de Groove" (1990), ve "Nachtflug" (1992) ile 4 Albüm daha çıkarttı, fakat başarı olarak 3. Albümün çok çok gerisinde kaldı. Ancak 8. Albümü olacak "Out of The Dark" albümü o başarıya yaklaştı, fakat ölümü de aynı yıla denk geldiği için satışı etkilemiş olabilir, hatta etkilemiştir.Katharina Bianca adlı kız çocuğu DNA testi sonrasında kendinden olmadığı anlaşılınca kendini harab etmeye başladı. kariyeri git gide bitiyor, ve kendisi Alkol ve Uyuşturucu bağımlısı olma yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Hatta şarkılarında bile "Mutter, der Mann mit dem Koks ist da" (Anne, Kokain'li adam geldi) gibisinden sözlere yer veriyordu.
Fakat Falco ölse bile ölmeyeceğini hep söylüyordu. 8 Albüm'de en çok bilinen söz "Muss ich denn sterben, um zu Leben?" (Yaşamak için ölmelimiyim?) sözüydü.

6 Şubat 1998 Dominik Cumhuriyetinde Yerel Saatle 17:00ye doğru, bir bar çıkışında aşırı hızlı gelen Otobüs Falco'nun arabasına çarpıp ölümüne sebep olmuştu. Ölümünden sonra bir çok soruşturma ve dedikodu ortaya çıktı. İntihar'ından tutun aşırı Koko'ya Alkolüne kadar.




5 Şubat 2008 Salı

İlk insan

Almanya da yangın!

Alman TV’si N24 , küçük bir kızın, “binadaki merdivenlerin yanında bir kişinin çakmağıyla bir şeyi yaktığını ve bebek arabasının yanına attığı”, sözlerini yayınladı. Yangından kurtulan 2 kız kardeş de, binanın içinde bir Alman’ı gördüklerini söyledi.

BERLİN - Almanya’nın Ludwigshafen kentinde, 9 Türk’ün hayatını kaybettiği yangınla ilgili olarak kundaklama iddiaları gündeme geldi. Alman özel televizyonu “N24”, binanın içinde yangın çıkaran bir kişiyi gördüğünü söyleyen küçük bir kızın sözlerine yer verdi. Küçük kız, binanın içindeki tahta merdivenlerin yanında bir kişinin çakmağıyla bir şeyi yaktığını ve oradaki bir bebek arabasının yanına attığını söyledi.

*********

Hiç sanmıyorum ki 8-9 yaşındaki kızlar sabotaj olduğunu boş yere iddia etsinler. Çocuktan al haber deriz biz.
Orda atılan çocuğu yakalayan Polis'ten de Allah razı olsun. 4-5 kişi daha kurtarmış görgü tanıklarına göre.

Eğer bir gün 3. Dünya Savaşı çıkarsa, herkes emin olsun ki Almanların Almanya da yaşayan azınlıklara (Türkler, Yunanlar, Bulgarlar, Sırplar, Boşnaklar, Ruslar, İsrailliler (Yahudiler), vs.) karşı açacağı savaşla olacak.
Eğer bu azınlıklar olmasaydı 60 yıl önce yaşadıklarından sonra kalkınamazdı bu ülke, ama bunu Alman Irkçılar "onların işlerini, kadınlarını" çaldığımız olarak görüyorlar. yazık.

Almanlar o bina da ki araştırmaları kesmişler, binanın çökme tehlikesi varmış. Yemişim Çökme tehlikesini, eğer Türkiye Cumhuriyeti kendi ekiplerini oraya göndermesse Türkiye Cumhuriyetine de yazıklar olsun.

İsrail dünyanın herhangi bir yerinde bir Yahudinin başına bir şey geldiği an 24 saat içinde ekipler gönderiyorlar. Göt kadar ülke diyosun. o kadar bile olamıyoruz. yazıklar olsun.

Alman İtfaiyesi de iddialara göre 1 buçuk saat geç gelmiş. Karneval dolayısıyla yollar kapalıymış. Karnevalinize de koyayım, İtfaineze de.

Yazık. çok Yazık.

Ölenlere Allahtan rahmet, Yaralılara acil şifalar, Ölenlerin yakınlarına da Allahtan sabır diliyorum.

Hadi ama artık dışarı çıkalım

Geçiyor mu bizden? - evde içmek isterdik, eve girmezdik - şimdi dışarı çıkmak istiyorum. çıkmıyoruz? çıktığımız zaman düz bi bar. plateau'ya gidelim yine toplanıp. ama ciddi şekilde toplanıp. hadi gidelim. saat 4 tam zamanı şimdi. hadi.

x-lan kız arkadaşıma niye dokunuyon
y-kız arkadaşın orsbuysa ben napim?
x-fak yu
y-ne diyon lan bana, ağzına zıçarım, 3 gün o boku öğütemessin
x-kam on
y-aaaaaaa
x-ooooooo
(müzik kesilir)
y-aaaaaaa
x-ooooooo
z-hadi beyler dışarı
y-aaaaaa....