31 Aralık 2007 Pazartesi

Güle Güle 2007

Yeni yılı kutlayanlardan değil, eski yıla elveda diyenlerdenim ben.

Güle Güle 2007

Photo by Merve İçilensu

Reklamlar #8 / Wilkinson Sword


30 Aralık 2007 Pazar

stats '07



aslında hiç bir şekilde yaptığım işleri not almadım, fakat tahmini sayılarla 2007 yılından ufak bi istatistiki bilgi çıkarmak istiyorum kendi hakkımda.

ekmek parası için toplam çalışma saati: (8x5 = 40x49 = 1960/24 = 81) 81 gün çalışmışm.
tren'le kat edilen yol: (52/3 = 17x550 = 9533x2 = 19066) 19.066 km
uyku da geçen vakit: (6x365 = 2190/24 = 91) 91 gün uyumuşum

daha fazla matematiğe dalmak istemiyorum ve istatistiği burda kesiyorum.
çıkan sonuç şudur ki kariyer peşinde koşan eşekler gibi uykudan çok çalışmamışım, bravo bana. tren'le de 2008 de 100 kat daha az yolculuk etmeyi planlıyorum.

Not: eğer yanlış veya mantık hatasıyla hatalı bir işlemimi yakalayan olursa sakın comment atıp bana laf sokma çabasına girmesin, commentini silerim çünkü.

istekleri alayım

bazı günler geliyo eskiden yapıp şimdi yapamadığım şeyler için küfür ediyorum. son 3-4 gündür yine böyle bu durumlar, niye? belli başlı sebepler...
peki şimdi ben bu günler de böyle düşüneceğimi bilseydim hiç o şeyi değiştirir miydim? elbette hayır, ee nasıl geleceği görecem ben?
ben artık geriye dönüp ulan keşke şunu şöyle yapsaymışım demek istemiyorum. aslında pek demem 2-3 konu dışında, o 2-3 konuda yıllardır hep rahatsız eder durur beni.

acaba daha demin doğru şeyi mi yaptım?

29 Aralık 2007 Cumartesi

Ray'dan çıkar oley


Tren'le yolculuktan hoşlanırdım. bilerek dım diyorum çünkü artık ım değil, yani hoşlanırım değil, yani artık tren'le yolculuk etmekten hoşlanmıyorum, hatta nefret ediyorum. 2 nisan 2005 den beri tahminen bi 100 kereye yakın tren'le yolculuk etmişimdir, yolculukların en kısası da 5 saat sürüyo bre kardeşim el insaf.
eskiden ufakken sevinirdim uzun yola çıkacağımız zaman, hele trenle olursa bu yolculuk daha çok sevinirdim, çünkü tren'in ayrı bi zevki olurdu gözümde. artık yok, bıktım usandım.
ama sanki son defa trene bineceğimi anladı öbb ve benim vagon'a son binişimde manken gibi kızları yanıma oturttu. Kesin bi terslik var bu olayda dedim. öbb benim trenlere veda etmemi istemiyo böyle bi kıyak geçiyo dedim heralde. çok güzel kızlar vardı gerçekten.
hatta sağ tarafımda bi sarışın vardı. of of of neyse abazalaşmayalım burda. sonuç olarak tren de de sulanmadım kızlara, film izledim her zamanki gibi, tren'den indim ve eve gittim.

Sezen Aksu - Gidemem

Bazen daha fazladır her şey
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır anlam

O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor

Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir

Bir şiirden bir sözden
Bir melodiden bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor

Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir

O kadın


Her ne kadar çevremdeki insanlar film kötüymüş deseler de gitmeyi planlıyorum bu filme, sadece Sezen Aksu'ya saygı ve hayranlığımdan dolayı.

Fragman için tıkla

Evrim Evrim..

Sözümü tuttum.
100. Post'um da seni andım.
yazı yazmıyorum.
ok.
ciao.

Denişik

Değişim isteyipte değişim olduğu zaman değişimi kaldıramayıp değişime lanet okuyan değişik bi insanım.

26 Aralık 2007 Çarşamba

Robert De Niro & Al Pacino


Righteous Kill adlı film'de yine bir araya gelecekler (daha önce Heat ve Baba II filminde beraber sahne almışlardı). sabırsızlıkla bekliyorum, gerçi bu sefer 2 dedektifi canlandıracaklarmış, mafya olmalarını tercih ederdim, ama hiç yoktan iyidir. İki usta'nın yanı sıra 50cent'de bu film'de oynayacakmış, yeni öğrendim. ve büyük hayal kırıklığına uğradım. böyle büyük ustalarla aynı sahnede göreceğim için şimdiden küfür ediyorum.

Reklamlar #7

Bic Traş bıçakları

25 Aralık 2007 Salı

Sıkıldım


canım sıkıldı, odamı boyadım (daha doğrusu babam boyadı), ve şimdi boş boş oturuyorum, sıkıntıdan patlıyorum.
sıkıntıdan harbiden patlanır mı yahu? düşünsenize böyle yolda yürüyosunuz patır kütür insanlar parçalanıyor, resmen patlıyor. haha ne komik olur di mi? ama demek ki sıkıntıdan patlanır ki sıkıntıdan patlıyorum denilir. yoksa boş yere öyle denmezdi ki.
gerçi koptum yarıldım gibi laflar da var. onlar saçma ama, insan kayış mı ki kopsun?
yok artık yuh.

SIKILIYORUM LAAAAN

Yenilik Şart

Yandım

Özledim seni, düştüm yollara
Açtım gönlümü rüzgarına
Bir hayaldi sanki, b,r macera
Yıkıldım.Kelimeler paramparça

Yandım... yandım...

Yandım yandım ahhhh ki ne yandım
Bana yeniden şarkılar söyleten kadın
Baka baka doyamadım, hem kokladım da
Sarhoşluğu geçmedi hala
İçimde sevdan...

Hala hoş bir havan var
Ne güzel adın
Bir çizik attın gönlüme, kanattın

Yandım... yandım...

Yandım yandım ahhhh ki ne yandım
Bana yeniden şarkılar söyleten kadın
Baka baka doyamadım, hem kokladım da
Sarhoşluğu geçmedi hala
İçimde sevdan...

Seni görebildiğim yer rüyalar artık
Deli diyorlar bana
Ah bu ayrılık...

24 Aralık 2007 Pazartesi

Mehmet Ali Dedem

24 Aralık 1990... tam 17 yıl olmuş, ben 3 yaşındaydım o vefat ettiğinde.
3 yaşındaydım, ama kendisini hayal mayal hatırlarım. Belki Annemler sık sık anlattıkları için, belki resimlerine o tarihten sonra sık sık baktığım için, belki de harbiden Annemler'in bahsettiği kadar sevdiğim için.
İlk bisikletimi o almış, bisiklet boyumdan kat kat büyük olduğu için zar zor binermişim o bisiklete. Ama deli gibi sevdiğimi hatırlarım. Yanlış bilmiyosam onun hediye ettiği bisikleti çaldırmıştım, komik bi hikaye, başka zaman anlatırım onu da. yalnız o bisikleti kaybettikten sonra durmadan ağladığımı hatırlıyorum.
Annemler'den çok Mehmet Ali Dedemle Hanife Anneannemler'de kalırmışım. Aslında öz Dedem değil, Babam zamanında buralara geldiğinde babamın resmen 2. Ailesi oldukları için ilk torunları olarak görmüşler beni. Bende onların elinde yetişmişim, (şans bu ya tam 1 cümle öncesini tamamladıktan sonra Hanife Anneannem geldi bize). Aslında çok severim, ama gitmem pek, gidersem de Annemlerle haftasonları giderim.
Annem anlatır, Mehmet Ali dedem vefat ettikten sonra hiç gitmek istememişim artık onların evine.
Üzülürüm, dede'den yana çok şanssız olduğum için, bir dedem doğumumdan önce bir dedem 6 yaşımdayken (fakat Türkiye'de olduğu için pek yaşayamadığımdan) bir dedemi ise 3 yaşında kaybetmişim, hiç bir zaman param yetişmediği zaman dedeme koşup harçlık alamadım, hiç bir zaman dedemin gençlik hikayelerini dinleyemedim, hiç bir zaman Anneme ve Babama anlatamadıklarımı gidip dedeme anlatıp rahatlayamadım.
Allah Babama uzun ömürler versin, versin ki torunları Dedelerini doyasıya yaşasınlar (vallahi egoistlik etmiyorum beyav)

Rahat uyu Mehmet Ali Dedem...

23 Aralık 2007 Pazar

Şehirden çıktım dağa

3 kere üst üste Futbol'dan bahsettik, bu kadar yeter şimdilik.
Geçen hafta günlerden bir gün Halil'le buluştuk ve dağa çıkalım dedik. Fakat bizim için dağa çıkmak bi tümseğe çıkmakla eş değer. sakın böyle aman aman 3932 metreye çıktığımızı sanmayın. ormana gittik işte. çok güzeldi gezdik böyle orman havası çektim ciğerlere. hadi burdan yürüyelim hadi şurdan gidelim diyip hep mutlu bi şekilde bilmediğimiz yollara girip aklımız sıra heyecan yaptık.
Aslında harbiden heyecan yaptık ama he. bi tabela çıktı tam orman girişinde "zart köprüsü geçişe yasaklanmıştır" yazıyodu. o zart köprüsü olmadan da bizim orda bi işimiz aslında yoktu. fakat heyecan olsun belki başka yol buluruz mantığında girdik ormana.


Yürüdük baya bi, ben fotoğraf çektim, halil geldiğine küfür ediyodu galba. hemde eski basket ayakkabılarını giymişti, ufak tefek yerlerde kayıp duruyodu.
hiç yürümediğimiz yollarda yürümeye başladık, Halil "yukarı mı aşağı mı" diye sorduğumda yukarı giden yolu seçmesi sonucu zart köprüsüne zaten ulaşmamız imkansızlaştı, bilmediğimiz yola girmiştik. yanlış yolu seçmesi nedeniyle sırf bizim değil büyük ihtimal yıllardır kimsenin yürümediği yollardan yürümeye başladık.

Sonra heyecan yaşadık. ayı takliti falan yaptık. Ağaçkakanların "taktaktaktak" sesiyle sessizleştik, sanki saldırıya uğrayacakmışız gibi tetikte kaldık. kendimi bi an tekrar asker de sandım, kendimi yere atıp sürünerek yolu tamamlamak istedim, ama hem son 2 haftadır feci iştah açılmasıyla göt göbek bağlayınca yere atlamaya üşendim, hem fotoğraf makinam var, hemde annem kızacak, yok enis sen normal yürü dedim kendi kendime. çok eğlendik. ama çok sıkıcıydı, orman bildiğimiz orman. ağaç var, yerler de asfalt yok, toprak var, ağaç köklerinin ayağa takılıp sinir etmesi var. var oğlu var. ama heyecanlıydı baya. böyle sanki kanada da bi ormandayım hissine kapıldım, direk fransızca konuşuyomuş gibi yaptım. çünkü kanada da bilmiş insanlar fransızca konuşur. bilmiş insan dışında hiç bir insan da ormana gitmez boş gününde.

yaklaşık 45 dakika sonra artık devamı olmayan bi yolun sonuna geldik. çok enteresan bi cümle oldu ama yolun sonuydu. yol yoktu yani işte. 5 dakika önce mayın görmenin etkisiyle burdan aşağıya atlayalım demek istedim. ama aslında mayın değil bişeyin ölçüm aleti olduğunu fark ettikten sonra boşuna atlayıp belimi kırmayayım diye kendime saklamıştım o fikri.
Halil "öf pöf" edip geri dönmekten yana olur gibi oldu, ama ben hemen durumu kontrol altına alıp "hayır Halil, hayır" dedim ve omuzundan sımsıkı tuttum. "Biz bu yola beraber girdik, bu yoldan beraber çıkacağız, ya ölüm ya kalım. Geri dönüşü yok artık bu yolun" diyerekten onu motive etmeye çalışıyordum. ve parmağımla "bak şuraya bak... bak iyi bak. buraya daha önce de insanlar gelmiş, görüyomusun aşağıda ki sığınağı?? görüyomusun?" dedim. Halil'in karakteri de benim gibi olduğu için hemen gaza geldi "evet Enis evettt. biz bu yoldan geri dönmeyeceğiz, hadi YÜRÜYÜN ASLANLARRR" dedi. aslında sadece biz ikimiz vardık. ama arkamızda bir ordu varmış gibi davranıyoduk. Allah Allah sesleriyle aşağıya doğru koşmaya başladık, tökezleyip yuvarlanmamak için ince ince adımlar atıyodum ben ama Allah Allah seslerini de ağzımdan eksik etmiyodum. yaklaşık 20 metre sonra solumuza baktık ve 1 saat önce yola çıktığımız meydana gelmiştik.
bi an kendimizle gurur duyduk. ve dağ'dan aşağıya indik. eve gitmeden bi dürüm aldım. ve eve giden otobüsü beklemeye başladım.

El Classico'da Real işi götürdü

fotoğrafta ki adam (Baptista) maçın tek golünü attı ve Real Madrid Barcelona da Barcelona'ya karşı 1-0 kazandı.


Maçtan sonra da böyle sevindirik oldular. Barcelonalılar çıldırdı. Domuz kafası atmadılar hayal kırıklığına uğradım.

ulan Gaaassaaayy

İlk yarı komple lider götür götür, sonra 3. bitir ilk yarıyı. bravo.

Bu arada ben bizim ülke de oynanan futboldan nefret etmeye başladım. ota boka itiraz. herşey de hakeme yüklenme, ama 2 pas bi araya getirememe. şut atma kıtlığı. sonra ingiltere de oynicam. siz anca bizim arka bahçe de top oyanrsınız lan.

İnter - Milan


1-0 öne geçmemize rağmen kaybettik.

Başın öne eğilmesin aldırma Milan aldırma
dünyayı sen zkmedin mi aldırma Milan aldırma

Gece yarısı muhabbeti

Saat gece olmuş 2:30, dedim bir içeri bakayım (içersi = oturma, yaşama, televizyon ve sosyalleşme odası) babam ve kardeşim karşılıklı oturmuşlar bakışıyolar ve sanırsam sosyalleşiyolar, dedim bende bakayım belki bir şey kazanırım.
kazandığım bol ve geniş kapsamlı enteresan bi muhabbet oldu, çok şey hakkında konuştuk tam 2buçuk saat boyunca, Annem uyanıp "ne la bu saat'te, noluyo len" demeseydi büyük ihtimal daha konuşurduk. yarın inter - milan maçı var, tam o saatte misafir gelecek. maç saat 3te, inşallah misafirleri yarı uyanık boxer ve milan atkımla burnumu karıştırırken karşılamam.
konuştuğumuz konular hakkında ilginç sorular takıldı aklıma, en yakın zamanda araştırıp ufak bi yazı yayımlarım artık.

hadi yaşadınız yine

22 Aralık 2007 Cumartesi

Türk YouTube Kültürü #4


Hep küfürleri yayınlayacak değilim ya.
Buyrun burdan yakın, veletin teki şarkı söylemiş YouTube'a koymuşlar, bunu gören 2008 Türkiye Güzeli'nin yorumu.
(hadi çok beğenmiş böyle yorum etmiş, ama feat. ne demek kardeşim?, ayrıca 2 milyar kere "ya" demişin, Türkçeni eşekler kovalasın)

bu yoruma değer mi bu veletin sesi? buyrun siz karar verin

Kemal Sunal (1944 - 2000)


1944 yılında Malatya'da doğdu.

Vefa Lisesi'nden mezun oldu.

Sanat hayatı, "Zoraki Takip" adlı tiyatro oyunuyla başladı.

1 yıl kadar Kenterler Tiyatrosu'nda çalıştıktan sonra Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda görev aldı.

1973 yılında Ertem Eğilmez'in yönettiği bir filmle sinemaya transfer oldu ve kalabalık kadrolu filmlerde rol almaya başladı.

1977 yılında, Antalya Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazandı.

Hayatı boyunca toplam 82 filmde rol aldı. (ayrıca bkz: İnternet Movie Database)

1974 yılında evlendi.

Ali ve Ezo adlarında, biri kız diğeri erkek iki çocuğu oldu.

1990'lı yıllardan itibaren filmleri kesintisiz olarak televizyonlarda yayınlanmaya başladı;

ama kendisi bu gösterimlerden hiç para kazanmadı.

12 Eylül öncesi dönemde yarım bıraktığı üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünü’nü 1995 yılında bitirdi ve master yapmaya başladı.

Kaynak: Hürriyet, İmdb




Telif hakkı denilen şey yok malesef Kemal abi bizim ülkemiz'de... Sırf bugün 3 farklı kanalda 3 farklı filmini gördüm ve hakkını ödeyemediğimiz için içim yandı...

Unutmayacağım...

Son dakika

(patırkütürgümgüm)
....
-Anneeeee, Ağğneeeeeee
-efendim oğlum
-sende bir şey hissettin mi?
-ay evet sanki sallandık di mi?
-bilmiyorum sanki bişey oldu
-ay evet bende hissettim işte
-hmm tamam, internet kopmamış, gerisi fasafiso
-......

Buenos Aires & El Monumental (Antonio Vespucio Liberti)



Club Atlético River Plate
Kapasite: 65,645
Açılış Tarihi: 25 Mayıs 1938

Para kaybetmek için ideal...


ve tabi ki fotoğraf çekmek için...

21 Aralık 2007 Cuma

Çin'de felaket

Bu sefer çin'de felaket...

Rachael Starr ile yılbaşı partisi Rock House'da


Yer : Rock House - Ortaköy
Zaman Aralığı : 31 Aralık 2007
Saat : 22.00
Satış Yeri : Biletix
Adres : Hotel Princess, Dereboyu Cad. No:10 Ortaköy
Telefon : 0212 328 05 00

Amerika Birleşik Devletleri'nin Los Angeles eyaletinde yaşayan Rachael, elektronik müzik alanında, genç yaşına rağmen kısa zamanda dünya çapında ün sahibi olmuştur.

Pete Tong, Tiesto, Armand Van Buuren ve Erick Morillo gibi bir çok dünya çapında DJ le birlikte çalmıştır. Son olarak David Vendetta ile yaptığı düet "Bleeding Heart" halen MTV de ve dünyanın bir çok müzik televizyonlarında her gün ilgi görmeye devam etmektedir. Tüm dünya radyolarında parçaları listelerde yükselmeye devam ediyor. David Vendetta düeti "Bleeding Heart" ülkemizde Power Records etiketi ile complation albümle şu an piyasadadır.

Prodüktör, vokalist ve DJ olarak müzik yapan Rachael Starr, şu anda dünya turnesine başarı ile devam etmektedir. Yeni yıl partisi için Ortaköy Princess Otel içerisindeki Rock House Cafe de, hayranları ile buluşuyor. 2500 kişilik kapalı alanda yapılacak bu yılbaşı partisinde mutlaka yerinizi almalısınız.

Hediyeler ve sürprizler, ses ışık ve laser showları sizleri bekliyor, üstelik sabaha kadar limitsiz yerli içki avantajı ile.

Fiyat: 100 YTL
Satış yeri: Biletix

London (Fulham) & Stamford Bridge


Chelsea F.C.
Kapasite: 42.055
Stadın yapılış tarihi: 1876 (1905 - 1990 tadilat & yenileştirme)

Japon Lokantası faciası


Arkadaşla öğlen yemeği için japon lokantasını tercih ettik, ve saat 13:30 gibi buluştuk.
özellikle o gün kahvaltı bile etmedim, çünkü japonlar'da tek sevdiğim olay var "All you can eat" türkçesi tıkın tıkınabildiğin kadar.
Belirli fiyat ödüyosun ve istediğin kadar yiyorsun.
Tabi beni kapıda gören caponlar bi anda paniklediler "Anaaaam enis geldi, zıçtık, çabuk suşileri tazeleyin, hadi çabuk".
girdim, ve hemen yerimi aldım ve çorba söyledim, geciktirmediler sağolsunlar, ve japon çorbasıyla başladım günün ilk öğününe. ondan sonra ardı ardına band da sürüklenen ne varsa götürdüm, yanlış saymadıysam 32 tabaktan sonra yeter artık dedim kendi kendime, arkadaşım hem dünyanın en yavaş yemek yiyen insanı hem de midesi benim gibi olmadığı için çok yiyemedi. ama bende zaten niye bu kadar çok yedim diye kendime sormadım değil.
çok pis yemiştim, yerimden kalkacak halim yoktu. 15 dakika orda az biraz eriteyim dedim, ama mümkün mü? afrika da ki çocukların 3 ay da yediği şeyi ben toplam 45 dakika da yedim.
neyse işte, suşi güzeldir. bugün de aile dostlarımız bizi çin lokantasına davet ediyor, yavaş yavaş batıya yöneliyorum.
bekle beni duffy duck.

Türk YouTube Kültürü #3


Video'nun başlığı "Laure Manaudou sex scandal" tabi video da öyle bir şey yok, skandalı görmek isteyen arkadaşımız skandalı göremeyince basıyor küfürü.

ilglili video linki burdan

Günün akışı



00:00 - film
01:30 - odaya geçiş & Messenger & Mail-çek & sitelere göz atış
02:15 - dvd
04:20 - uyku
07:00 - "kalk lan"
07:42 - bayram namazı ve bayramlaşma
09:00 - eve dönüş
09:01 - uyku
12:11 - "oğlum uyan artık"
12:25 - laptop & internet
14:00 - snooker
16:43 - eve dönüş
17:15 - laptop & internet & fotoğraf upload
18:30 - bayram ziyareti
20:15 - eve dönüş
20:16 - internet
23:25 - Proje: Bir Ömür'e devam
00:30 - Savaş Dinçel anısına "Dar alanda kısa paslaşmalar" filmi

20 Aralık 2007 Perşembe

Linkin Park - What I've done

In this farewell
There’s no blood
There’s no alibi
‘Cause I’ve drawn regret
From the truth
Of a thousand lies

So let mercy come
And wash away
What I’ve done

I'll face myself
To cross out what i’ve become
Erase myself
And let go of what i’ve done

Put to rest
What you thought of me
While I clean this slate
With the hands of uncertainty

So let mercy come
And wash away
What I’ve done

I'll face myself
To cross out what i’ve become
Erase myself
And let go of what i’ve done

For what I’ve done
I start again
And whatever pain may come
Today this ends
I’m forgiving what I’ve done!!!

I'll face myself
To cross out what i’ve become
Erase myself
And let go of what i’ve done

What I’ve done
Forgiving what I’ve done

Allah'a yakın bana uzak...


...olsun bu tip insanlar.
...ve bunlar.

ve bahçelerinde kurban kesenler, ve kanalizasyonun yanında kurban kesenler, kurbanı kesmeyi beceremeyip elinden kaçırıp kovalayıp kurbana acı çektirenler, kurbanı keserken acı çektirenler... Allah sizi bildiği gibi yapsın, bu gece huzurla yatağınıza yatıp sevap işlediğinizi sanıyosanız yazık sizin halinize.

Beceremiyosan bırak kardeşim, ya da bırak bi usta kessin kurbanı senin yerine.

Mübarek olsun Kurban bayramı...

1942 - 2007


Güle Güle Savaş Dinçel...


"bak koçum! belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. sevgililer...heh! bizim olanlar ya da olmayanlar... hepsi iz bırakır. bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. hepsi kalır! ama inan yeni izler de olacak. yaşlıları düşün... sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. ama öyle değil. heh!.. ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına..."
Dar alanda kısa paslaşmalar - Hacı abi

Alkol, Sigara, Tuvalet - Şeytan üçgeni

Alkol'ü severim. içerim.
daha çok içerim.
ertesi gün sevmem.
içmem.
ama akşam içerim.
uyurum. kalkarım.
sevmem. nefret ederim.
tuvalete giderim.
kendi kendime küfür ederim.
otururum.
15 dakika.
belki 20.
bazen 10.
ama 15 ortalama.
kalkarım.
sigara yakarım.
varsa.
genelde yoktur.
bi gece önce içerken biter.
hep biter.
içerken biter.
uyuz olurum.
çünkü sigara lazım olur.
ciğerler kendine gelmeye başlayınca isyan ederim.
para ararım. param da yoktur.
halının altına bakarım.
koltuğun altı da olabilir.
kumbara? evet. bakarım.
bulurum.
en sonunda param olur.
tam 3.60 Avro.
bazen 3.90 lazım olur.
ama ben 3.60 olanını severim.
aslında fark etmez.
hepsi sağlığa zararlıdır.
hatta not bile vardır sigara paketinde.
giyerim ayakkabılarımı.
eşofmanın üstüne bi ceket.
bazen güzel olur.
kafam. güzel.
kafam güzel olduğu zaman boxer la ceket kombinasyonu yaparım.
çıkarım dışarı.
giderim sigara otomatına.
Türkiye'deki vatandaşlar bilmez.
sigara otomatı mı olur lan?
olur.
burası Avrupa.
robot'tan sigara.
ama Türkiye'de de durum farklı değil.
otomat yerine nöbetçi bakkal.
gidilir.
sigara alınır.
eve gelinir.
yakılır.
ucundan çekilir.
derin derin.
ohhhhh.
gitti 3.60.
olsun.
eve gidip 1 kadeh daha.
yarın iş günü.
eve gidilir.
1 kadeh çıkmaz.
olmaz.
asla.
yetmez.
bitmez.
biter aslında. bittiği için olmaz.
isyan edilir.
yatılır.
sabah uyanılır
ulan niye?
niye içtim?
sorulur.
cevap verilir. seviyorum.
aslında sevmiyorum.
ama seviyorum.
sonra tuvalete gidilir.

19 Aralık 2007 Çarşamba

Reklamlar #6

Ekmek parası


herkes bir kişinin resmini çekip bu resmi güzel paraya satıp ekmek parasını çıkarmak için uğraşırken gecenin bence tek güzel karesini bu fotoğrafı çeken eleman yakalamış. kendisini burdan kutlarım.

18 Aralık 2007 Salı

Proje: Bir Ömür

An itibariyle bir kaç video'dan esinlenip (özenip) bir projeye başladım.
Proje'nin süresi ben hayatta olduğum sürece olacaktır.
Projenin bitiş tarihi benim rahmetli olduğum gün olacaktır.
Proje 3 ay'da bir güncellenecek ve yayımlanacaktır.
Proje'nin ilk ayağı 18 Aralık 2007 - 31 Mart 2008 arası olacaktır.
İkinci ayak 1 Nisan 2008 - 30 Haziran 2008, üçüncü 1 Temmuz 2008 - 30 Eylül 2008, dördüncü 1 Ekim 2008 - 31 Aralık, vs. vs. vs.
Hep aklımdaydı, benden önce davrananlar olmuş, napalım taklit yapıyor sayılırız ama eminim ki tek değilim bu konuda, 31 Mart 2008 günü Projemle tanışacaksınız, şimdilik öpüyorum hepinizi.

Bursa & Bursa Atatürk


Bursa Atatürk Stadyumu / Bursaspor
Kapasite: 19.616

16 Aralık 2007 Pazar

Hayalim kırık

"çek lan hadi ikimizi çek hahaha bakim nasıl çıktı, aaa çok egzanterik harkülade bir poz olmuş" - "sen niye kafayı çekince böyle abidik gubidik kelimeler kullanıyosun" - "ne diyon lan" - "hadi bi tur daha bu sefer bendensiniz" - "heyooooo"
hep aynı muhabbet hep aynı konuşmalar, ama hepte eğleniyoruz. taaa ki o acı an yaşanana kadar. "abi....... abi....... ben, ben gelcem birazdan" - "ah be kardeşim, hadi kolay gelsin"... evet ve ondan sonra cesaretimi toplayıp tuvaletin yolunu tuttum Irish Pub'da. Merdivenlerden yukarı çıktım, tam 18 basamak. saydım. evet tek tek saydım. ve karşımdaydı erkek adamı simgeleyen işaret. yavaş ama emin adımlarla yürüdüm. kapıyı iteledim. ve tam 9 kişi sırada bekliyordu. yerle bir olmuştum. acil işemem ve rahatlamam lazımdı. 2 pisuar vardı toplam, ama her zamanki gibi 1i taşmıştı. artık o pisuvarın içine nasıl işedilerse tıkamışlar. yani işleyen bir pisuvar var hali hazırda ve bir tuvalet, bildiğimiz tuvaletlerden, zçmak için olanlarından. orası da doluydu, büyük ihtimal biri zçıyodu (ne büyük süpriz dimi).
benim için zaman iyice daralıyodu, git gide daha çok baskı altında kalıyordum, çünkü önümde pisuvarı görüyodum. ama işeyemiyordum. ayrıca çişşşşşşşşşşşşşşşşşşş diye sesler yankılanıyordu her yerde. hep bir kişi eksildiğinde daha çok mutlu oluyordum.
ve en sonunda sıra bana geldi çok sevindirik bir şekilde gittim pisuvarın önüne dikildim, fermuarı indirdim, ve arkamda sıra bekleyenlerle dalga geçmek için şöyle bir arkama bakıp sırıttım. ama tabi benim şansıma benden sonra gelen hiç kimse yoktu, tuvalet boştu, bir ben bir pisuvar bir de hala zçmakta olan eleman vardı, kimseyle dalga geçemedim. resmen o gece o an benim için bitmişti, aslında işemeyi yarıda bırakıp eve gitmek istedim, ama onu da yapamadım, hayal kırıklığına uğramıştım çok, rahatlıyodum, ama hayalim kırıktı.
işimi bitirdim ellerimi yıkadım ve eşekler kağıt havluları da tükettikleri için ellerimi pantolonumda kurutmak zorunda kaldım, sonra açtım kapıyı ve o an çalan "rubi rubi" şarkısı eşliğinde tıngır mıngır aşağıya indim.
"aaa resim çekiniyolar" - "Enis gel Enis hadi resim çekiniyoz" - "çek lan hadi ikimizi çek hahaha bakim nasıl çıktı, aaa çok egzanterik harkülade bir poz olmuş" - "sen niye kafayı çekince böyle abidik gubidik kelimeler kullanıyosun" - "ne diyon lan" - "hadi bi tur daha bu sefer bendensiniz" - "heyooooo"

15 Aralık 2007 Cumartesi

Bir gün geri geleceğim yeniden...

"abi valla gurur duyarım" - "tamam kardeşim, haftasonu görüşürüz o zaman, hem diğerleriyle de tanışmış olursun" - "mutlaka gelicem abi, işlerim yoğun şu sıralar, ama elimden geldiğince geç kalmamaya bakıcam" - "tamam kardeşim, hadi görüşürüz o zaman" - "hadi eyvallah abi" dedim ve 3-4 gün sonra buluştum, telefonda da dediğim gibi geç kalmıştım, her zaman ki gibi geç kalmıştım, hep geç kalırım, en yakınlarım bilirler. burdan özür diliyorum beklettiğim herkesi. sakın bir beklenti içine kapılmayın ama bundan sonra, çünkü karakterim bu. geç kalıyorum ne yapayım?
maç günüydü. ben girdim mekana, içerde 9-10 kişi vardı. hiç birini daha önce görmemiştim. geç kaldığım için maçın ortasında da muhabbet etmek olmazdı, devre arasını bekliyeyim dedim ve gittim kendime bi bira söyledim. biramı yudumladım. oturdum. kalktım. bağırdım. çağırdım. zıpladım. hopladım. şapkamı çıkarıp yere attım ve şapkamın arka kayışını kopardım. sonra gol attık, gol yedik ve maç 1-1 bitti. oturduk 4 kişi kalmıştık. Serkan abi, Sinan, Faruk ve ben. konuştuk muhabbet ettik.
aradan bi kaç ay geçti biz her haftasonu mutlaka, arada bir de haftaiçi görüşmeye başladık. sıkı bir kardeşliğin içine dahil olmuştum.
zaman geldi geçti, herşey den ve herkesten belki uzaklaşıldı, ama asıl olan kardeşlik kaldı. kalıcı olan tek şey de zaten bu.
şimdi uzağız birbirimize, ama her sabah uyandığımızda, her akşam yatağa girdiğimizde, her otobüs bekleyip "ulan daha 4 dakkası var yau, laylaylaylay laaaaay" diye can sıkıntısından beste söylediğimizde, hergün dolabımızı açtığımızda formalarımız atkılarımız gözümüze çarptığında, her haftasonu bira yudumlarken "ulaaan vursana lan topaaa" diye haykırdığımızda kalbimiz bir, ve uzak olmamıza rağmen yakınız birbirimize. çünkü bizi birbirimize bağlayan şeyler var artık.
fazla duygusal oldu bu yazı, eh normaldir saat sabah 3:40 ve fon'da sezen aksu.
neyse fazla uzatmayayım ben.

Doğum günün kutlu olsun Faruk. Nice yıllara kardeşim.

14 Aralık 2007 Cuma

seçerim hayalimi, mesleğimi

Çocukken hep sorulur "büyüyünce ne olmak istiyosun bakalım" diye.
Hayatım da en nefret ettiğim sorulardan, ve olaylardan biridir bu olay.
Daha konuşmayı yeni yeni öğrenmiş bi çocuğa niye doktor ol, avukat ol, mimar ol, mühendis ol diye diretirler?
kötü, çok kötü, çok çok kötü, o kadar kötü ki sanki bar'a gitmişin ve barmen "bilader kusura bakma viski kalmadı" der gibi. evet çok boktan misal oldu, ama valla öyle, bar aşıkları beni iyi anladılar. çok iyi. çok çok iyi.
ben geldim şu yaşıma, 2 sene öncesine kadar babam hala sorardı ne olmak istiyosun diye, verdiğim cevaplar genellikle "çöpçü, kapıcı, hancı, huncu, mumcu, kumcu" gibi sittir.oktan mesleklerdi (saydığım meslekleri yapan candostlarım sakın kırılmasınlar bana, ama doğruya doğru, mesleğiniz sittir.oktan, geleceği olmayan, sittinsene uğraş uğraş bi zkim olmayacağın bir meslek)
şimdi olay şu, ufacık bi insana, bi bebeğe, bi çocuğa, sen şu olcaksın sen bu olcaksın diye diretmeğe gerek yok. hiç gerek yok. çünkü o baskıya uğrayan çocuklar şurda bahsettiğim gibi insanlar olur, ve dünya boka sarar. hiç gereği yok.
fikrimce ve kendimce ve kanımca okul sistemi de değişmeli, isteyen okula gitmeli, 3 yaşında konuşmayı bilmeyen insancıkları kreşe, kindergartene, yuvaya göndermekten vazgeçilmeli, ana koynunda büyümeli çocuklar (bkz: ben, ben hiç gitmedim)
mantıksızlık yahu, hayatını okulda, öğrenimde geçiriyosun, geliyosun 70 yaşına, öyle filmlerde ki reklamlarda ki gibi tüm gün çiçekle böcekle bahçeyle mi ilgileneceğinizi sanıyosunuz? yooo, tam tersi, kıçınızı silecek bi eleman aramakla meşgul olacaksınız, eee 30 yıl okula gitmişim mühendis olmuşum, ne zkime yaradı bu?
şimdi dönüyorum bi kaç paragraf yukarı, ve çaycı çöpcü hemşehrilerime ittir.oktan olan mesleklerinden utanmamalarını tavsiye ediyorum. çünkü mühendis olupta napcam birader?
mühendis olana kadar götüm çatlicak, halbuki hiç gereği yok, hem saçlarım erken yaşta beyazlaşır, paso test paso sınav. hemde mühendislik bence çok boktan bir meslek bence.
yahu aslında benim demek istediğim tamamiyle farklı;
çocukken, küçükken, ufakken, tefekken, hayal kurmayın, hayal kırıklığı yaşarsınız, ben şahsen ve bizzat asla bir iş için hayal kurmadım, ve o yüzden şu an hiç mesleğim yok, boş boş geziyorum. boş boş. boş. bomboş.
hayal kurmak hayal kırıklığı sebebidir, hayal kurmadan yaşamak başlı başına saçmalıktır. aslında biz ot gibi yaşamamız lazım, bir gün açacam, sonra azrail gelip kafamı kopartacak ve bir vazoya koyacak. o vazo da solup gidecem, ve kimse beni hatırlamayacak. bu yazıları yazma sebebim odur. ne demiş aşkım (güzide duran) "laf uçar yazı kalır"

12 Aralık 2007 Çarşamba

Çocukluk hayalim

Çok küçüktüm, o kadar ufacıktım ki alışveriş merkezinin kasasına, otel'de resepsyona, informeyşın sentır da informeyşın standına, havaalanında çek-in'e gittiğimde hep setin altında kalırdım, ve setin arkasında ki kişi hep benle taşşağını geçerdi. ya da ben öyle sanardım. içten içe çok pis dert ettim bu konuyu, gün geldi boyum biraz uzamıştı, heleşükür setin arkasında ki güzel sesli hatunu görebileceğim diye sevinmiştim, büyük heyecanla pasaportumu alıp koştum çek-in'e, ve gördüm en sonunda hostes'i. O gün pilot olmaya karar verdim işte.
Pilot olup uçağı otopilota bağladıktan sonra hosteslerle fingirdeşmekti hep hayalim, sabırsızlıkla okula başlayıp "tavır hiğr iz thy fayf fayf oğvv tu, ay em inbaund, çek çek" i ingilizce düzgün yazmayı bekledim.
tabiki o günler pat diye gelmedi, günler geldi geçti geldi geçti, büyüdüm, o kadar büyüdüm ki artık rahatlıkla setin üstünden arkadaki kıza bakabilecektim, ama "hür yaşama" ve "sosyalleşme" programları ülkeyi kasıp kavurunca ne set kaldı ne de setin arkasında ki kız, herşeyi "sosyalleşmek" için otomatlara ve bilgisayarlara yıktılar. tabi ben bu durumdan hoşnut değildim, yıllarımı boy uzatmaya verdiğimi göz önüne alıcak olursak, birilerinin beni takip edip hala taşşağını geçtiğini anlayabiliriz.
aradan bir kaç sene daha geçti, tam artık liseye başlayacaktım, ve lise seçimimi havacılık ve bişeycilik'ten yana seçecektim ki farkına son anda vardım, benle birileri taşşağını hala geçmeye çalışıyor. fark ettim ki son 10 yılda bindiğim uçaklarda Derya hostes dışında hiç bir hostes güzel değil di. fark ettim ki kaptan pilotların hepsi zavallı, çünkü çirkin çirkin yaratıklarla 10 bin metre yükseklikte karısını aldatmak zorunda kalıyor.
hayalimi iki çırpıda silip attıktan sonra o kadar rahatladım ki, şimdi hala o rahatlığı yaşıyorum ve hiç bir şey yapmıyorum.

Electronic New Year 2008 Partisi

Elektronik müzik sevenlere yeni yılın ilk ışıklarına kadar müzik dolu bir şölen için; Electronic New Year 08!


Binlerce müziksever son üç yıldır Türkiye'nin en iyi dj'lerini aynı turntable'da buluşturan Refresh'deki Electronic New Year Party'de eğleniyor. Tadı damağında kalanlar, kaçırdığına üzülenler ve bu şölene ilk defa katılacaklar için için yeni yıla girmenin en eğlenceli şekli yine Electronic New Year Party, yine Refresh'de.

refresh_venue.jpg


Yılbaşı'nın gerçek anlamda sabaha kadar süren tek partisinde Türkiye'nin en iyi Dj'leri;

Tarkan,
Murat Uncuoğlu,
U.F.U.K,
Cure-Shot,
Tangun,
Fuchs,
Beyza,
Ve Alican-Soner

ile müziği ve ritmi damarlarınızda hissedeceksiniz.

Şehrin en iyi elektronik partisinde yerinizi almak için acele edin...

Tarih :
31.12.2007 Pazartesi, 20:00 - 01.01.2008 Salı, 06:00
Mekan : Refresh The Venue
Ücret: VIP 70,00 YTL Normal 30,00 YTL

11 Aralık 2007 Salı

Panik, Heyecan, Merak, Gider...


Laptop'tan wireless internete bağlanabilmenin huzuru içinde msn'de arkadaşlarla muhabbet ederken Ambulans ve İtfaiye sirenleriyle bi camdan bakayım dedim. o da ne resmen konvoy oluşturmuşlar en az 10 araba peşpeşe bizim evin önünden geçiyo. kaptım kameramı. resim çekecem güya. baktım adamlar viraja bile hız kesmeden girmişler. çareyi oturma odasının üstündeki sehpadan atlayıp balkon kapısını sonuna kadar açıp terlikleri giymeden 1 saat önce yağmur yağdığı için ıslak olan yere delik çorabımla basıp ordan sarkarak bakmakta buldum.

eee. adamlar yan apartmanda durdular. gidip bi bakayım dedim. çıkardım ıslak çoraplarımı giydim temiz çorap. ve hemen çıktım dışarı. tabiki ayakkabıları giydim, yine aynı hatayı yapmadım tabiki.
çıktım dışarı, gittim olay yerine. 3 polis arabası, 2 itfaiye tırı, 1 itfaiye arabası, 2 ambulans. olay yerinde durmuşlar, mavi ışıklar yanıyo ve durmadan gözümü alıyo.

sonra uzaklaştım biraz arkadan baktım. anaaaam o da ne, en üst kat'ta ki koridor da ışık yanmıyor. herhalde bu değildir olay dedim kendi kendime ve 2 kare fotoğraf çektim. sonra gidip itfaiye amiriyle röpörtaj yapayım dedim ama utandım. ve eve döndüm

Asker kaçağıysan sanaldan uzak dur !


370 Asker kaçağı facebook'ta yakalandı...

buyrun haber burda.

ne komik değil mi? eve geliyosun, internete giriyorsun. mail gelmiş. yine kimden? facebook.
"1 friend request - Yaşar Büyükanıt"
bu ne len diye bakıyosun profile.
Yaşar Büyükanıt - Networks: TSK

TSK size Türk poke'si gönderdi.
Ne ne ne ne???
TSK sizi derhal en yakın Askeri şubeye gidip Birliğnize teslim olmaya çağırıyor.
eee tecil ettirdiydim abi.
TSK size bir büyük rakı gönderdi. hadi iç'te yavaştan yola koyul.
ulan internet belamı zktin. zamanında msn de kız kovalarken de 3 kere sınıfta kalmıştım

Can ne istiyosun can?

2 gündür canım çok pis bişey istiyor.
bugün farkına vardım, yine sahile gidip, az biraz kıyak kafayla aşık olmadığım halde "aşığım üleeeaaaynnn" diye bağırmak istiyorum. eğlenceli oluyor.
ama bu sefer çok aşırı istiyorum bunu yapmayı.
sanki ciddi ciddi aşık oldum, ve bunu duyurmam lazım.
yok ama evet yok. nothing. nothingham forest.

aslında, evet aslında zaten yapacak bir şey yok, burda da borç batağı içindeyiz anasını satim (ayıptı söylemesi, estağfurullah illa billa) kaç git türkiyeye, ibiş avusturya da göte gelsin.

neyse, asıl demek istediğim şudur ki, canım çok pis kokoreç çekti be abi.

Türk YouTube Kültürü #2


Şarkı Cem Özkan dan dön bana şarkısı. ve şarkıya atılan yorumlar. hepsi saçma hepsi salakça.

hatta linkini bile veriyorum. buyrun tıklayın. bu kadar salak yorumu bi resime sığdıramadım. kusura bakmayın.

10 Aralık 2007 Pazartesi

Reklamlar #5

Captain Morgan - Spiced Rum



-sen bar'da mısın yoksa?
-eee yok hayatım televizyonun sesi..

ilk konuşma bu devamını siz getirin :)

7 Aralık 2007 Cuma

Dövme

En güzel kaynak #1
En güzel kaynak #2

ayrıca bende yaptırdım bi tane, cümlemize hayırlı uğurlu olsun.
Resimleri görmek isteyen flickr'ıma baksın bi zahmet.

Not: Abdest falan, buyrun diyanetten mail'le gelen cevap
Hz.Peygamber, (s.a.v.), insanın tabii görüntüsünde değişiklikler yapılmasını hoş görmemiş, dövmeyi yapan ve yaptırana da Allah'ın rahmet etmeyeceğini bildirmiştir. (bkz. Buhârî, "Libas", 87) Vücuda zarar vermezse dövmenin operasyonla vücuttan giderilmesi gerekir. Operasyon vücuda zarar verirse ve operasyondan sonra vücutta çirkin bir manzara kalacaksa dövmenin kazıttırılması gerekmez. Fakat yaptırılan dövme, gusle ve abdeste engel değildir.

6 Aralık 2007 Perşembe

Reklamlar #4

Sayılarla İstanbul

Yüzölçümünden nüfusuna, ibadethaneden araç sayısına kadar işte rakamlarla İstanbul..


Yüzölçümü : 5.512 km2

Nüfus : 10.041.477 (2000 yılı nüfus sayımına göre)

Nüfus Yoğunluğu (kişi/km2) : 1.822

Cami Sayısı : 2.562

Kilise Sayısı : 40

Sinagog Sayısı : 16

Motorlu Taşıt Sayısı : 1.152.817

İlköğretim Okulu Sayısı : 1.488

Lise Sayısı : 611

Üniversite Sayısı : 20

Hastane Sayısı : 196

Eczane Sayısı : 3.852

Ortalama Ziyaretçi Sayısı : 1.725.175

Turizm İşletme Belgeli
Konaklama Tesisleri Sayısı : 254

Turizm İşletme Belgeli
Eğlence Tesisleri Sayısı : 349

Bütçeye Katkısı : 6.454.947 milyar TL

Türkiye’nin Gayri Safi
Milli Hasılasındaki Payı : yüzde 23

Toplanan Mevduatların
Türkiye İçindeki Payı : yüzde 35

Ajan Jack bauer hapiste


Haberin linki burda.

şimdi benim asıl merak ettiğim olay şudur. Keifer abimiz 48 gün hapis cezası yemiş. niye? Alkollü araç kullanmaktan.
güzel. madem böyle bir uygulama var uygulansın.
gel gelelim benim şikayet etmek istediğim konuya. hakim bey 30 mart 2008 tarihine kadar cezasını çekmesi gerektiğini söylemiş. yani adam 48 boş günü olduğu zaman gidip yatıp çıkacak. vay be.

Paris yengemiz kaç gün yatmıştı? 23. aslında 45 gün ceza verilmişti. ama içerde ki iyi tavrı yüzünden 23 günde çıktı mapustan.

şimdi Keifer Sutherland 25 günden bir gün fazla yatarsa isyan çıkarmalıdır. müebbet yemesi gereken bir insanın cezası yarı yarıya indirilirken full 48 gün yatmak koyar adama.

Allah guantanamodakilere sabır versin.
Amin.

4 Aralık 2007 Salı

Ernst Happel Stadion (Praterstadion) & Wien


Ernst Happel Stadion
Kapasite: 50.825

Türk YouTube Kültürü #1



hadi başlığı anladım da sonunda ki bu ohhh ahhh ne? Arkadaş başlık atarken orgazm geçirmiş olsa gerek.




Ludwig van Beethoven'in 9. Senfonisinin 32 dakikalık görüntüsü. 3-4 kişinin yorumu bulunuyor. biri ispanyolca, grande europeo falan demiş işte büyük sanatçı demiştir heralde. diğer ikisi ingilizce ve 'çok güzel' gibi yorumlar da bulunuyorlar.
bizim Türk arkadaşımız yine farkını ortaya koyuyor. buyrun bakın.

Maymun Üniversitelileri solladı


Japonya'da yapılan bir araştırmada, şempanzelerin hafızasının insanlardan daha iyi olduğu ortaya çıktı.

Araştırmanın yapıldığı Kyoto Üniversitesi'nden Tetsuro Matsuzava, bulgularının aralarında bilim insanlarının da olduğu herkesi şaşkınlığa sürüklediğini belirterek, "insanın tüm akli fonksiyonlarda şempanzelerden üstün olduğu" görüşüne meydan okuyan bu sonuçları önceden kimsenin hayal bile edemeyeceğini kaydetti.

Şempanzelerin akli yeteneklerini inceleme konusunda lider bir araştırmacı olan Matsuzava, sonuçlara kendisinin bile şaşırdığını söyledi.

Current Biology dergisinin yarın çıkacak sayısında yayınlanan araştırmada, 1'den 9'a Arapça sayıların öğretildiği 5 yaşlarında 3 şempanze ile 12 gönüllüye hafıza testi uygulandı.

Bilgisayar ekranında 9 sayıyı gören denekler, ilk sayıya dokunduklarında, diğer 8'i beyaz karelere dönüştürüldü. Deneyde, deneklerden tüm bu karelere, karedeki sayı kadar dokunmaları istendi.

Sonuçlar, şempanzelerin insanlardan daha doğru yapmadıklarını, ancak daha hızlı karar verdiklerini gösterirken, Ayumu isimli bir şempanze en iyi skoru elde etti.

Bunun üzerine araştırmacılar, Ayumu ile 9 üniversite öğrencisini dahil ettikleri ikinci bir deneye başladılar.
Bu sefer ekranda, beyaz karelere dönüşmeden önce kısa süre yanıp sönen 5 sayı gösterildi ve bu karelere yine düzgün sırasıyla dokunmaları istendi. Bu deneyin sonunda da, Ayumu, üniversite öğrencilerinden çok daha isabetli bir şekilde sayıların sırasını buldu. Şempanze yüzde 80 isabetle doğru sayıyı bulurken, üniversiteliler yüzde 40'ta kaldı.
Ayumu'nun kısa bir bakışla sayıların sırasını hatırlama yeteneğinin insanlara göre çok daha iyi olduğunu belirten araştırmacılar, bunun, maymunun beyninde dil yetisi kazanmak için belirli bir yere sahip olmak zorunda bulunmaması ya da gençliklerine bağlı olabileceğini belirttiler.

Elveda 7A

Şurda ve şurda bahsettiğim 7A hattı'nın bir fotoğrafını çekip ekleyeyim dedim. Özleyeceğim onu.

2 Aralık 2007 Pazar

Aşkını duvara yazdı, 1 yıl ücretsiz çalışacak


Kırıkkale’de, sevdiği kızın ismini okulun duvarına yazan gence, kamu kurumunda 1 yıl ücretsiz çalışma cezası verildi.

Kaynak: ntvmsnbc.com

***Bre kardeşim, ne gereği var duvara aşkının adını yazmanın? al işte gördün mü yediğin cezayı, şimdi her iddiasına girerim ki o kız seni 2 ay sonra terk eder, ya başkasını bulur, veya seni bu ezikliklerinden dolayı güçsüz bi erkek olarak gördüğü için terk eder.. ee sonra? sen o yediğin halt için 10 ay daha çalışıcaksın. oldu mu şimdi??

Hayır git "forza kırıkkalespor" yaz, ne bilim, böyle 1 yıl ücretsiz çalışmaya değecek bir şey yaz. kıza aşkını itiraf etmiş, kusura bakma kardeş burayı okursan alınma ama baya bi salak mışın yahu.

1 Aralık 2007 Cumartesi

***ve bitti...

***hasret giderildi...

***ev temizlendi...

***hayata heyecan girdi...

***göz iyileşti...

***Fenerbahçe ite kaka maç aldı...

***Annem gözümün hala şiş olduğunu savunuyor...

***yeni hayata başlanmalı...

O An

Uğur Arslan - Altın hızma mülayim

Altın hızma mülayim
seni haktan dileyim
yaz günü temmuzda
sen terle ben sileyim

yıldız bir gökte güzel, bir de ayyukta,
ay bir yıldızla güzel, bir de bayrakta,
düşman pusuda güzel, dost yanımda,
kan damarda güzel, intikam yakında.

aşk yürekte güzel, dua dudakta,
kavga ayakta güzel, ölüm yatakta,
çay bardakta, su ırmakta, sevda ırak'ta,
testi ürgüp'te güzel, gönül kerkük'te.

her yol bağdat'a çıkar, her dert fizan'a,
yağlı kurşun azdır güloğul haddi aşıp azana,
ihanet yalan ötede güzel, doğru beride,
yiğit gider bir gün, ismi kalır geride..*


Yıldız bir gökte güzeldir bir de ayyukta
Ay bir yıldızla güzeldir bir de bayrakta
düşman pusu da güzel dost yanımda
kan damarda güzel intikam yakında

Altın hızma incidir
gömleği narincidir
benim lal olmus dilim
ne dedim yar incidin

Altın hızma incidir
gömleği narincidir
benim lal olmus dilim
ne dedim yar incidin

Radyocuların amacı ne?


İş hayatına atılan insanlar radyolarla içli dışlı oluyo ister istemez, taksiciyseniz paso radyo, ofiste çalışıyorsanız yine radyo, işçiyseniz vardır birisinin ufak tefek bi radyosu. Yani kısaca iş hayatına atılan herkes radyo dinler, peki radyocular? onlar kendilerini dinlemiyolar onların işi zaten program yapmak, neyse asıl konu şu, Radyocular konuştukları konuları nerden buluyolar?

Aylardır hep takip ederim yayın akışı aynen şöyledir;
Ptesi Sabahı -> hoppidi hoppidi şarkılar -> Radyocunun yorumu: Eveettt ptesi sabahı bugün hepimiz lanet ediyrouz dimi dimi yeea yeee ovv yee şimdi rihanna pliğs dons dot dı muysık.
Ptesi Akşam -> sakin şarkılar -> Radyocunun yorumu: eveeeeaaat haftanın en iğrenç gününü geride bıraktık şimdi parti yapıyoruz eveaeaeataet, sırada Sezen Aksu İstanbul şarkısıyla sizlere seslenecek...

Salı, Çarşamba bunlar pek değişmez,

fakat Perşembe oldu mu yorumlar değişir şarkı sıralaması değişmese de "Haftasonuna 2 gün kaldıaaa 2 güüünnn" (sanki maç anlatıyo lavuk) sinirlenirim, deliririm, yakarım bi sigara öf pöf diyip kendi kendime bunu yazıma taşımalıyım diye içimden geçiririm.

Cuma günü yine yayın akışı aynı, yorumcu artık başlamıştır bizim yerimize saatleri saymaya, ulan dingil sanki sen çalışıyosun haftanın 40 saati eşşek gibi, sen günde 2 saat çalışıp gününe öyle devam ediyosun, dalga mı geçiyosun ulaaan derim hep bende.

Haftasonu? buna yorum yapamicam, Cumartesi Pazar günleri çalışmadığım için radyo da dinlemiyorum, malum en başta dediğim gibi, iş hayatı = Radyo